Ağır Musallat Belirtileri Hafiften Nasıl Ayrılır?
Aradığın Fark Listede Değil, Belirtinin Cinsinde
Buraya gelirken aklındaki soru büyük ihtimalle şuydu: "Bendeki şey hafif bir şey mi, yoksa iş ağırlaştı mı?" Bunu sormakta haklısın. Aylardır sürüyor, geçmiyor, çevrendekiler de net bir şey söyleyemiyor.
Dürüst cevabı baştan vereyim. Ağırlığı belirleyen şey belirtilerin sayısı değildir. Uykusuzluk, sebepsiz korku, kulak çınlaması, gece artan huzursuzluk; bunlar hafif vakada da çıkar, ağır vakada da. Cin musallatının genel belirtilerini ayrı bir yazıda tek tek saydım ve o liste iki durumda da aşağı yukarı aynı görünür.
Ağır olanı ayıran şey belirtinin cinsidir, uzunluğu değil. Yani doğru soru "kaç belirtim var" değil, "bu belirtiler nasıl davranıyor" sorusudur.
Şunu da söyleyeyim: ağır kelimesi insanı korkutuyor, oysa önüme gelen vakaların büyük kısmı hafif ya da orta taraftadır. Ağır tablo gerçekten vardır. Sanıldığı kadar sık değildir, ve kendini ağır sanan kişilerin bir bölümünde asıl mesele başka bir yerden çıkar.
Belirti listeleri bu yüzden tek başına yol göstermez. Otuz maddelik bir liste okuyup neredeyse her maddede kendini bulmak kolaydır; korku insana her şeyi tanıdık gösterir. Kaç madde işaretlediğin bir şey söylemez. O hâlin ne kadar süredir durduğu, okuyunca ne yaptığı ve hayatının hangi tarafına dokunduğu söyler. Aşağıdaki dört ölçü de tam olarak bunu tarif eder.
Bir musallat ağırlaştığında dört yerde iz bırakır: sürede, okumaya verdiği tepkide, ibadette ve etrafındaki insanlarda.
Hafif, Orta ve Ağır Arasındaki Çizgiyi Dört Ölçü Çizer
Bu dört ölçü tarif edilebilir, gözle görülür şeylerdir. Kimsenin sana bir şey hissettirmesine gerek kalmadan kendin bakabilirsin.
- Süre. Hafif musallat belirtileri günler, en çok birkaç hafta sürer ve arada tamamen kesilir. Ağır olanda yıllardan konuşulur; kişi çoğu zaman ne zaman başladığını hatırlamaz.
- Okumaya direnç. Hafif hâlde Âyetel Kürsî, Felak ve Nâs okunan gece belirgin bir rahatlama gelir. Ağırda okuma sırasında sıkıntı artar, ağır bir uyku basar, esneme ve sebepsiz ağlama olur, kişi okumayı yarıda bırakır.
- İbadetin engellenmesi. Ağırlığın en net işareti budur ve hafif vakalarda neredeyse hiç görülmez: abdest alırken üşengeçlikten başka bir şey, bir çeşit itilme hissi; namaza duracakken bastıran uyku; Kur'an açıldığında gözün satırdan kayması; camiye yaklaşırken artan daralma. Kişi ibadeti bırakmak istemez, bırakmaya zorlanıyormuş gibi hisseder ve bunu anlatırken çoğu zaman utanır.
- Geçişkenlik. Ağır tablolarda huzursuzluk kişide kalmaz; eve, eşe, çocuğa geçer. Aynı evde ikinci bir kişide aynı rüyalar başlar. Bu sonuncusu her vakada olmaz.
Orta hâl bu ikisinin arasında durur: belirtiler aylara yayılır, okuma işe yarar ama kalıcı olmaz, ibadette henüz belirgin bir engel yoktur.
Halk arasında "3 harfli musallatı" denen tablo, bu ölçülerin bir arada ağırlaştığı hâlden başkası değildir; bizim tabirimiz cindir. Bir de ifrit musallatı sorulur. İfrit, cinlerin güçlü ve inatçı olan cinsidir. Belirtileri ayrı bir liste değil, aynı belirtilerin çok daha dirençli hâlidir.
Aynı dört ölçü ağır büyü belirtileri ve ağır nazar belirtileri için de işler. Nazarın ağırı önü tıkar ve kısa aralıklarla tekrar tekrar vurur. Büyünün ağırı ise hayatın belli bir alanını, mesela evliliği ya da rızkı, yıllarca aynı noktada dondurur.
Tablo Ağırlaştıkça Hekimin Kapısı Daha da Öne Geçer
Burada bir duralım. Tablo ağırlaştıkça manevi sebebe daha rahat değil, daha temkinli yaklaşırım. Çünkü ağır musallat diye anlatılan belirtilerin bir kısmı, tıbbın kendi başına açıkladığı tablolarla neredeyse birebir örtüşür.
Şizofreni, bipolar ve sara iki türlüdür. Bir kısmı tamamen tıbbidir; o zaman doktorunla çalışırsın ve ilacını asla bıraktırmam. Bir kısmı manevi kaynaklı olabilir. Dışarıdan bakan biri için ikisi birbirine benzer. Hangisi olduğunu ancak hekimin taraması ve dürüst bir bakım birlikte gösterir. Otizm ve MS ise doğrudan tıbbın işidir; o başlıklarda manevi bir sebep aramam, doktora yönlendiririm.
Tanısı konmuş bir insana "aslında sende cin var" demem. O cümle insanı tedavisinden koparır ve bu alanda gördüğüm en büyük zarar oradan çıkar. Sıra hiç değişmez: önce hekim eler, sonra kalan tarafa bakılır. Ters çevrildiğinde iki şey birden kaybedilir, hem zaman hem de insanın tedaviye güveni. Anksiyete ve depresyonun manevi tarafını ayrıca yazdım; oradaki ölçü burada da geçerlidir.
Bunu da ekleyeyim: hekim taraması bir şey bulduğunda manevi taraf kendiliğinden düşmez, sıraya girer. Önce tedavi oturur, kişi kendini biraz toparlar, sonra kalan tarafa bakılır. İki işi aynı anda yürütmeye çalışmak çoğu vakada ikisini de aksatır.
Ani bayılma, kasılma, nöbet, felç, ani konuşma ya da görme bozukluğu varsa bu yazıyı kapat ve 112'yi ara.
Ağırlık Çaresizlik Değildir, Sabır ve Doğru Sıra İster
Bana en çok sorulan şey şu: "Çok mu geç kaldım?" Hayır. Ağır olması çözümsüz olması demek değildir; işin daha uzun sürmesi ve daha çok sabır istemesi demektir.
Yerleşmiş bir musallat inatçıdır. Bir seferde toparlanmaz, kademeli gider, arada iyi günlerle kötü günler birbirini kovalar. Bu dalgalanma başarısızlık işareti değildir, ağır tablonun olağan seyridir. Asıl tehlike ağırlığın kendisi değil, insanın umudunu kesip okumayı ve bakımı yarıda bırakmasıdır.
Ne kadar sürer diye sorulur. Ağır tabloda süre kişiye göre değişir; aylarca süren vakalar da olur, birkaç haftada belirgin şekilde hafifleyenler de. Baştan kesin bir takvim veren kişiye ihtiyatla yaklaş. Bu işin takvimi önceden bilinmez.
Ağır tabloda bakım da tek seferde bitmez; aralıklarla çalışılır ve arada kişi korumaya alınır. Bunu yalnız yapmam, bana hizmet eden hüddamlarım vardır. Emin değilsen yaz, birlikte bakalım. Ne varsa onu söylerim, yoksa "yok" derim.
Bugünden yapabileceğin şey basit ve kimsenin iznine bağlı değil: karabasan için Cin Sûresi 1-13, korunmak için Âyetel Kürsî, Felak ve Nâs. Düzenli oku, bırakma. Musallatın nasıl kaldırıldığını ve sonrasında nasıl korunulduğunu ayrı yazılarda anlattım.
Ağır olan hâl, geç kalınmış hâl demek değildir. Sabır ister, doğru sıra ister. Netice Allah'tandır.