ACİL YARDIMA MI İHTİYACIN VAR? Hemen Yaz →
Haydar Sezer TEKELİHüddam · İcazetli Havass Hocası · Bioenerji ve Metafizik Uzmanı
Hangi İsim Neyi Anlatır

Cin Uğraması Nedir? Çarpma, Yel ve Musallat Aynı Şey mi?

Haydar Sezer Tekeli · Hüddam, İcazetli Havass Hocası ·
Hangi adın seni anlattığını çözemiyorsan, sıralaması şu: cin uğraması kısa süreli bir temastır, çarpma onun şiddetlisidir, cin yeli çoğunlukla önce doktorun bakacağı ani bir tablodur, musallat ise kalıcı olanın adıdır. Üç harfliler teşhis değil, adı anmama nezaketidir.
Eski bir Anadolu evinin taş duvarı ve iri çivili iki ahşap kapısı; kapının önünden geçip giden ile içeri yerleşen arasındaki farkın sade temsili

Beş Ayrı İsim Duydun, Ama Ortada Üç Ayrı Olay Var

Komşun "buna cin uğramış" dedi, halan "yok, bu çarpılmış" dedi, sen de internete girip bir de "üç harfliler" tabirini gördün. Şimdi elinde beş tane isim var ve hangisinin seni anlattığını bilmiyorsun. Doğrusunu istersen bu karışıklık senin hatan değil.

Anadolu'da bu tabirler çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Ama gerçek vakalara bakan birinin gözünde hepsi aynı şeyi göstermez. Kimi bir anı anlatır, kimi bir süreyi, kimi de aslında hiçbir manevi hâli anlatmaz ve doğrudan doktorun kapısını gösterir.

Aşağıda her birini tek tek yazdım. Ne demek istendiğini, nerede gerçekten örtüştüklerini, nerede halkın ağzının sadece gevşek davrandığını. Kimseyi cahillikle suçlamak için değil; doğru ismi bilen doğru kapıyı çalsın diye.

Bu ayrımın bir de pratik tarafı var. Yanlış kelimeyle arayan insan yanlış tavsiyenin önüne düşüyor. Aylardır süren bir tablo taşırken "çarpılma" arayan biri, bir anlık korkuyu anlatan yazıları okuyup "demek benimki değilmiş" diyerek geri çekiliyor. Tabirlerin bölgeden bölgeye kaydığını da ekleyeyim; aynı hâle Karadeniz'de başka, İç Anadolu'da başka isim verilir.

Cin Uğraması, Kısa Süreli Bir Temasın Adıdır

"Uğramak" fiili Türkçede zaten geçiciliği taşır. Bir eve uğrarsın, oturmazsın. Halk bu kelimeyi seçerken isabetli davranmış: cin uğraması, bir varlığın kişiye ya da bir yere kısa süre dokunup çekilmesini anlatır.

Pratikte şöyle görünür. Kişi belirli bir yerden geçer veya geç bir vakitte dışarıda kalır, o gün ya da ertesi gün bir ağırlık başlar: baş dönmesi, ürperti, uykunun bozulması, sebebi bulunamayan bir sıkıntı. Günler içinde kendiliğinden hafifler ve geride yerleşmiş bir tablo bırakmaz. Uğrama tabiri tam olarak bunu, yani tutunmamış olanı anlatır.

Bu tabirin kendine ait bir sınaması da var: gerçekten uğrayıp geçmişse ağırlık bir hafta içinde belirgin şekilde iner. İnmiyorsa o zaten uğrama değildir, adını değiştirmek gerekir. Halk arasında lohusanın, sünnetli çocuğun, gece yarısı tek başına dışarı çıkanın ve sıcak sudan yeni çıkmış olanın daha sık anıldığını duyarsın. Bunlar korunmasız kalınan eşik hâlleridir, ve kelimenin neden en çok bu kişiler için kullanıldığını açıklar.

Bir ayrıntı daha var: bu kelime hem insan hem mekân için kullanılır, "şu eve uğramış" cümlesini de duyarsın. Cinlerin bizimle aynı dünyada ama başka bir katmanda bulunduğunu cin nedir yazısında anlattım. Halkın "uğradı" derken kastettiği, o katmandan gelen kısa bir geçiştir.

Cin Çarpması ile Uğrama Arasındaki Fark Şiddettedir

İkisi de bir temas anını anlatır. Ayrıldıkları yer, o temasın bıraktığı izdir.

Çarpmada başlangıç keskindir; kişi çoğu zaman saatini bile söyleyebilir. Bedende hemen görünen bir tepki olur: göz kararması, ani titreme, sesin kesilmesi, o yerden çıkma aceleciliği. Uğramada böyle bir çakılma anı yoktur, ağırlık daha yumuşak gelir ve daha çabuk çekilir. Çarpılmadan sonraki günlerin tablosunu cin çarpması belirtileri yazısında ayrı ayrı saydım.

Şöyle diyeyim: uğrama, çarpmanın hafif hâlidir. Aslında daha doğrusu, halk hafif kalan temasa uğrama, ağır ve iz bırakan temasa çarpma diyor; kelimeyi olayın türü değil, şiddeti belirliyor. Bu ikisi arasında cins farkı aramak boşunadır.

Bir de şu var. Hangi kelimenin seçildiği çoğu zaman vakanın kendisine değil, o gün yanında kimin bulunduğuna bağlıdır. Aynı olayı anneannen çarpılma, komşun uğrama diye anlatır ve ikisi de kendince haklıdır. Onun için biri sana teşhisini bir kelimeyle veriyorsa, o kelimeye değil, anlattığı zaman çizgisine bak.

Ahşap bir yüzeyde açık duran Kur’an-ı Kerim ve arkasında demir parmaklıklı pencere

Cin Yeli, Çoğu Zaman Doktorun Konuştuğu Bir Tabloyu Anlatır

Halkın ağzının en çok kaydığı yer burasıdır, ve en tehlikelisi de budur. "Yel" Anadolu'da ani gelen bedensel bir tutulma için kullanılır: yüzün bir tarafının kayması, ağzın çekilmesi, gözün kapanmaması, kolun tutmaması, ansızın gelen kasılma. Yaşlılarımız buna "cin yeli değdi" der. Aynı kelime ayrıca romatizmal ağrı ve bele giren tutulma için de kullanılır, yani her "yel" ifadesinin ardında cin kastedilmez. Bazı yörelerde uykuda gelen basılma hâline bile "yel değdi" denir; oysa o tablonun kendi adı vardır, karabasandır.

Bu tablonun büyük kısmı tıbbidir. Yüz felci, inme, sara nöbeti ve panik atak birebir bu şekilde başlar. Ani yüz kayması, vücudun bir tarafında güçsüzlük, konuşma kaybı, bayılma ya da kasılma varsa gidilecek yer hoca değil hastanedir; 112 aranır. Burada geçen saat geri gelmez ve hiçbir manevi ihtimal bu sırayı değiştirmez.

Şizofreni, psikoz, bipolar ve sara için söylediğim şey açıktır: bunlar iki türlüdür ve ikisi de gerçektir. Bir kısmı tamamen tıbbidir, doktorunla çalışırsın, ilacını kimsenin sözüyle bırakmazsın. Bir kısmı manevi kaynaklı olabilir. Teşhis konmuş bir hastalığa "bu aslında cindir" demem; hangisi olduğunu sağlık taraması ile dürüst bir bakım birlikte gösterir.

Üç Harfliler Bir Teşhis Değil, Adı Anmama Nezaketidir

Bu tabir bir olayı değil, bir edebi anlatır: adını anmaktan çekinip harf sayısıyla söylemek. Yani "üç harfli musallatı" dediğinde aslında cin musallatı demiş olursun, fazlası yoktur. Bu yüzden "3 harfli musallat olduğunu nasıl anlarız" sorusunun cevabı da musallatın kendi tarifinde saklıdır.

Taş evler arasında kıvrılan dar ve boş bir arnavut kaldırımı sokak; kısa süreli bir temasın geçip gittiği yerin sade temsili

Musallat, Anı Değil Süreyi Anlatan Tek Kelimedir

Diğerleri bir anı ya da bir edebi tarif ederken musallat kalışı tarif eder. Kelimenin kendisi "yapışmak, ayrılmamak" demektir; halk burada da isabetli seçmiştir.

Ayırt edici işaret şudur: musallatta kişi başlangıcı hatırlamaz. "Şu gece başladı" diyemez, "birkaç aydır böyleyim" der. Belirtiler tek tek değil küme hâlinde gelir, geceleri ve yalnız kalındığında ağırlaşır, gündüz kalabalıkta hafifler. Sıradan çözümlere de yanıt vermez; uyku düzeni kurulur, yine dayak yemiş gibi uyanılır. O tabloyu cin musallatı belirtileri yazısında ayrıntısıyla yazdım.

Bir uğrama ya da çarpma, üzerine gidilmediğinde musallata dönebilir. İki kelimenin halk ağzında bu kadar çok karışmasının asıl sebebi de budur: insanlar aynı vakanın iki ayrı evresini görüyor ve ikisine de rastgele isim veriyor.

Musallat her zaman kişide de olmaz; bir evin kendisi tutulabilir. O zaman belirti tek kişide toplanmaz, o evde yaşayan herkese dağılır: huzur kaçar, kavga sebepsiz çoğalır, misafir ikinci kez gelmek istemez. Kişide mi evde mi olduğunu anlamanın en sade yolu, kişinin o evden birkaç gün ayrılıp ne hissettiğine bakmaktır.

Hangisi Olduğunu Belirti Değil, Zaman Çizgisi Söyler

Bir vakaya baktığımda ilk sorduğum şey belirtinin adı olmaz. Ne zaman başladı, neyin ardından başladı, ne kadar sürdü. Beş tabirin gerçek karşılığı bu üç cevapta ortaya çıkar:

Nazar bu listenin dışında durur, çünkü kaynağı varlık değil insandır; haset yüklü bir bakıştır. Karabasan da ayrıdır: uyku ile uyanıklık arasında gelen basılma hâlidir, tek başına hiçbir şeyin teşhisi sayılmaz.

Bana yazarken de kelime seçmekle uğraşma. Ne zaman başladı, başlamadan önce ne oldu, aradan ne kadar geçti. Bu üçünü yaz, doğru adı ben koyarım.

Peki Şimdi Ne Yapmalı? Sıra Şudur

Doğru ismi bulmak tek başına bir şeyi çözmez, ama yanlış ismi elden bırakmak vakit kazandırır.

Sıra hiç değişmez. Ani ve ağır bedensel belirtiler varsa hastane. Uzun süredir devam eden bir tablo varsa önce sağlık taraması; tiroit, kansızlık, uyku bozukluğu ve kaygı aynı görüntüyü rahatlıkla verir. Bu katman dürüstçe elendikten sonra manevi tarafa bakılır.

Bu arada herkesin elinde duran şey okumaktır: korunmak için Âyetel Kürsî, Felak ve Nâs, gece basılma varsa Cin Sûresi 1-13. Bunlar bir işlem ya da tarif değil, niyetle okunan Kur'an'dır ve kimseden izin gerektirmez. "Şunu yak, şunu göm" diyen tarifelere ise yaklaşılmaz; o iş koruma değil, büyüdür.

Tablo geçmiyorsa oyalanma. Adını ve annenin adını alır, durumuna bakarım; ne varsa onu söylerim, yoksa "yok" derim, doktorluksa doktora yönlendiririm. Ücrette de sürpriz olmaz: tek bir bakım ücreti vardır ve ilk görüşmede net söylenir. Hangi isimle geldiğinin bir önemi yok, yaz, birlikte bakalım. Netice Allah'tandır.

İlgili Yazılar

Bu çalışmalar tıbbi veya psikolojik tedavinin tamamlayıcısıdır, alternatifi değildir. Otizm ve MS tıbbın işidir. Şizofreni, psikoz, bipolar ve sara iki türlü olabilir; tıbbi olan türünde doktor tedavisi ve ilaç şarttır — hangisi olduğu bakımda dürüstçe söylenir, tıbbi tedavi asla bıraktırılmaz. Kriz hâlindeysen lütfen önce 112'yi veya bir kriz destek hattını ara. Sonuçlar Allah'ın izniyle olur; garanti verilmez.

Haydar Hoca +10 yıllık tecrübesi ile Biiznillah çözemediği vaka olmadı.

250+ aile kurtardı ve sonsuz güvenilmekte.

BEDAVA Danış