İlişkide Hep Veren Sen misin? Bunun Bir Sebebi Var
Biri Hep Veren, Biri Hep Alan
Bazı insanların ortak bir derdi vardır: ilişkilerinde hep veren taraf onlardır. Dinlerler, anlarlar, karşısındakinin eksiğini o söylemeden görüp tamamlarlar. Karşılarında ise çoğu zaman hep alan biri durur — ilgiyi toplayan, ama aynısını geri vermeyen.
Buna çoğu zaman „biri hep veren, biri hep alan” örüntüsü denir. Kimseyi bir çırpıda „şöyle biri” diye yaftalamak istemem; mesele karşındakine teşhis koymak değil, iki insan arasında kurulan tanıdık bir dengeyi görmektir.
Bu denge çok güçlü bir çekim yaratır; insan onu çoğu zaman „kader” ya da „ruh eşi” sanır. Oysa çoğu zaman bu, iki eksiğin birbirine tam oturmasıdır.
Bu Çekim Neden Bu Kadar Güçlü?
Her insan, daha seçme yaşına gelmeden önce öğrendiği bir „sevgi arama” biçimi taşır. Veren taraf çoğu zaman şunu erken yaşta öğrenmiştir: „Bana ihtiyaç duyulduğunda güvendeyim.” Refleksi, ortamı okumak, karşısındakinin neye ihtiyacı olduğunu sezmek ve istenmeden onu vermektir.
Karşısındaki taraf ise başka bir şey öğrenmiştir: „Merkez ben olduğumda güvendeyim.” Biri sınırsız vermeye, öbürü doymadan almaya alışıktır. İkisi bir odaya girdiğinde uyum neredeyse tam olur.
İşte insanların „kader” sandığı yoğunluk, çoğu zaman bu uyumun kusursuzluğudur. Güçlü çekim her zaman derinliğin değil; bazen iki yaranın ne kadar temiz üst üste bindiğinin işaretidir. Bağ bu yüzden hızlı kurulur, bu yüzden kopması zor olur.
Bu Bir Huy Meselesi mi, Manevi Bir Yük mü?
Burada dürüst bir ayrım gerekir. Bu örüntünün her zaman manevi bir sebebi yoktur — ve olan ile olmayanı ayırmak şarttır.
Çoğu zaman bir hayat örüntüsüdür. Yani sebep, senin kendi geçmişin ve öğrenilmiş refleksindir. Bunu değiştirmek için kendinle yüzleşmek, gerektiğinde bir uzmanla çalışmak gerekir. Böyle bir durumda „bana büyü mü yapıldı” diye kendini yormak yanlış yere bakmandır; iş, senin elindeki tarafı görmektir.
Bazen de araya bir yük girer. Özellikle çekim mantığın almayacağı kadar ağırsa, uzaklaşınca bedenen bile yoruluyorsan ya da arkanda bir haset seziyorsan — o zaman bir nazar ya da büyü ihtimali de bakılmayı hak eder. İkisini tahminle ayıramazsın; onu ayırmak benim işim.
Önce Teşhis — Sonra Kur'an ve Dua
Bu örüntüyü „daha iyi biriyle” çözemezsin; çünkü çekim kimi seçtiğinde değil, kendi taşıdığın yarıda saklıdır. O yarı değişmeden, aynı uyum yeni bir yüzle yine karşına gelir. Onun için önce doğru bakmak gerekir.
Ben önce bakarım. Adını ve annenin adını alır, bakımda bana hizmet eden hüddamlarım ile tabloyu görürüm. Manevi bir şey yoksa „yok” der, seni kendi üzerinde çalışman için doğru yere yönlendiririm. Bir nazar, haset ya da büyü belirirse, o ağırlığı yalnızca Kur'an ve dua ile, Allah'ın izniyle üzerinden almaya çalışırım — büyü bozarız, büyü yapmayız. Kimseyi bağlamayız.
Bu bağın neden bir türlü kopmadığını, aradaki görünmez bağın ne olduğunu da birlikte anlarız. Garanti vermem; dürüstlük ve doğru bakım veririm. Karar her zaman senindir. Yaz, birlikte bakalım.
Sıkça Sorulan Sorular
Neden hep aynı tip insanı çekiyorum?
Çünkü senin verme, karşındakinin eksiğini kapatma refleksin, hep alan bir tarafa tam oturur. İki desen birbirine kilitlenir. Bu kötü şansın tekrarı değil, aynı uyumun aynı şekli bulmasıdır. Kendi tarafın değişmedikçe, aynı tip kişi karşına gelmeye devam eder — bunun altında bazen bir yük de olabilir; bakım gösterir.
Bu güçlü çekim gerçek bir ruh bağı olabilir mi?
Yoğunluk gerçektir, ama bu yoğunluk çoğu zaman ruhların derinliğinden değil, iki desenin ne kadar sıkı kilitlendiğinden gelir. Güçlü çekim, sağlıklı bağ ile aynı şey değildir. Kader gibi hissedilen şey, çoğu zaman çok tam bir uyumun hissidir.
Sorun karşımdaki kişi değil de bensem, yine de yardım alabilir miyim?
Elbette. Sorun büyük ölçüde kendi örüntünse, işim sana bunu dürüstçe söylemek ve doğru yere yönlendirmektir; kimseyi geri çevirmem. Ama alttan bir nazar ya da büyü de besliyorsa, onu Kur'an ve dua ile ayrı ele alırız.
Bu bir büyü mü, yoksa sadece benim huyum mu?
İkisi de olabilir; işin ilk adımı bunu ayırmaktır. Çoğu zaman sebep kendi geçmişin ve huyundur — o, kendinle yüzleşmenin işidir. Ama iradenin almadığı bir çekim, geçmeyen bir ağırlık varsa, o zaman nazar ya da büyü ihtimaline de bakarım. Tahminle değil, bakımla ayrılır.
Bu örüntüyü kendim kırabilir miyim?
Kendi tarafını görmek ve yavaşça bırakmak senin elindedir; bu, işin en değerli kısmıdır. Ama internetteki büyüsel „bağ kesme” yöntemlerinin bizde yeri yoktur. Ağır ve tekrar eden bir bağ varsa, teşhisini ehline bırakmak gerekir.