Beyne Yerleşen Cin Belirtileri Kafanın İçinde Nasıl Görünür?
Bu Sayfa Kimseye "Sende Cin Var" Demez
Baştan sınırı çizeyim, çünkü bu konuda en çok zarar sınır çizilmediği için doğuyor. Bu sayfa sana teşhis koymuyor. Okuduğun hiçbir satır "sende cin var" demiyor, doktorunun yerine geçmiyor, seni bir karara da zorlamıyor.
Yapabileceği şey daha küçük ama işe yarar. İnsanların "beynime yerleşti" derken tam olarak neyi tarif ettiğini açmak, bu tarifin bedende olan hâlden nerede ayrıldığını göstermek, ve hangi durumda doğrudan hekime gidilmesi gerektiğini söylemek.
O hekim satırını en başa alıyorum, beklemesi doğru olmaz. Ansızın başlayan şiddetli baş ağrısı, üzerine gelen kusma, hayatında ilk kez geçirilen bir nöbet, ani bilinç bulanıklığı, kişilikte hızlı bir değişim, konuşmada ya da görmede yeni çıkan bir bozukluk, kolun veya yüzün bir tarafında uyuşma. Bunlardan biri varsa bu yazıyı kapat, 112'yi ara ya da acil servise git. Bu tabloda manevi yorum yapılmaz.
Bir de şunu açıkça yazayım, yumuşatacak değilim: bir video izleyip ya da gelen mesajın üç satırına bakıp "sende cin var" diyen kişi teşhis koymuyor, korkunu satıyor. Bu iş uzaktan göz kararıyla yapılmaz. Kime gidersen git, gerçek hocanın işaretlerine bak.
Şikâyetin Yeri Beyin Değil, Düşüncenin Sahiplik Duygusudur
Cin ateşten yaratılmış bir varlıktır ve bir dokunun içine girip orada yerleşmez. Beyin de bir dokudur. Öyleyse insan "beynime yerleşti" derken neyi anlatıyor?
Anlattığı şey şudur: düşüncenin içeriği değil, sahipliği bozulur. Normalde bir cümle aklına geldiğinde onu sen kurmuşsun gibi hissedersin. O his kaybolduğunda cümle aynı kalır ama artık misafir gibi durur. Musallatın tutunduğu yer burasıdır; organ değil, düzen.
Üç yerden tutar. Birincisi iç sestir, yani gün boyu kendi kendine kurduğun o akış. İkincisi dikkattir, yani neyi seçtiğin ve neye bakmadığın. Üçüncüsü o anın kaydıdır, yani sonradan hatırlayacağın şeyin zihne yazılması. Bu üçü aynı hattın üzerinde durur ve biri bozulunca diğerleri arkasından gelir.
Sırası da bellidir. Önce iç ses yabancılaşır, sonra dikkat kısa kısa kopmaya başlar, en son unutkanlık göze görünür hâle gelir. Kişi çoğu zaman yalnızca son halkayı fark eder ve doğrudan oradan korkar, oysa mesele daha yukarıda başlamıştır.
Gece neden ağırlaşır? Gündüz dikkat dışarıdadır: iş, çocuk, trafik, konuşma. Gece o dışarısı kapanır, kişi kendi zihniyle baş başa kalır, ve o akışla yarışan bir şey kalmaz. Vesvesenin ne olduğunu ayrı bir yazıda açtım; burada anlattığım hâl onun uzamış ve yerleşmiş şeklidir.
Küçük bir kelime notu, yazının gidişatını değiştirmez: eskiler bu hâl için "beyin" demezdi, "akıl" derdi. Tabir yeni, şikâyet eski.
Bedendeki İz Başkasına da Görünür, Buradaki İz Yalnızca Sana
Bedene yerleşen cin belirtileri yazısında anlattığım tablo dışarıdan bakılabilir bir tablodur: kulak çınlaması, sebepsiz beliren morluklar, ense ve bel çevresinde gezen ağrı, nefes daralması, dayak yemiş gibi uyanmak. Bunları eşin görür, doktorun sorar, sen tarif edersin.
Kafanın içinde olan tarafın böyle bir tanığı yok. Kimse senin iç sesini duymuyor. Bu yüzden bu tarafı yaşayan insan iki kere yorulur: bir kere hâlin kendisinden, bir kere de anlatınca inanılmama korkusundan.
Pratik fark da buradan çıkar. Bedendeki iz tetkikle aranabilir; kan sayımı, tiroit, uyku çalışması. Kafanın içindeki tarafın karşılığı ancak muayeneyle ve konuşmayla bulunur, ve bu da hekimin sırasını daha da öne alır.
Bir ayrım daha var. Aylardır süren, okumaya direnç gösteren ve ibadete kadar uzanan bir hâlden konuşuyorsan bu artık başka bir başlıktır; ağır musallat belirtilerini orada dört ölçüyle yazdım.
Kendi Sesin Gibi Gelmeyen Düşünce ile Dışarıdan Duyulan Ses Ayrı Şeylerdir
Bu ayrım bu sayfadaki en önemli şeydir ve internette dolaşan listelerin neredeyse hiçbirinde yok.
Birinci hâlde cümle kafanın içinde döner. Kendi sesinledir, ama tonu sana ait gelmez; çoğu zaman seni ikinci şahısla muhatap alır, ve sen onunla tartışabilirsin. İmzası tekrardır: aynı cümle, çoğu zaman aynı kelimelerle, günün aynı saatinde geri gelir.
İkinci hâl bambaşkadır. Ses dışarıdan gelir: odanın içinden, kapının ardından, kulağının hemen yanından. Seninle değil, senin hakkında konuşur. İki ses birbiriyle konuşuyor olabilir, ya da sana bir şey yaptırmaya çalışır.
İkinci hâli tarif ediyorsan sıra tartışmasızdır: önce hekim, gerekiyorsa psikiyatrik değerlendirme. Bu bir savuşturma değil. Dışarıdan duyulan ses tıbbın ciddiye aldığı bir bulgudur ve vakit kaybetmeden değerlendirilmesi gerekir.
Unutkanlık tarafında da benzer bir ayrım işler. Buradaki unutkanlığın büyük kısmı hafızanın değil dikkatin işidir. Bir an hiç kaydedilmediği için sonradan hatırlanmaz; ocağı kapatıp kapatmadığını bilmezsin, çünkü kapatırken zihnin orada değildi.
Ölçüsü de basittir. Kaybettiğin şey son birkaç dakika mı, yoksa yıllar mı? İsimleri, yolları ve tanıdık yüzleri kaybediyorsan bu artık dikkat başlığı değil, doğrudan nöroloji başlığıdır. Karabasanın ne olduğunu da ayrı yazdım; uykuyla uyanıklık arasındaki o hâl bu başlıkla sık karışır.
Aynı Tabloyu Tıp da Açıklar ve Sıra Hiç Değişmez
Yukarıda saydığım hâllerin büyük kısmının tıbbi bir karşılığı olabilir. Uyku apnesi, tiroit, B12 eksikliği, kansızlık, migren, obsesif kompulsif bozukluk, ilaç yan etkisi. Bunlar da dikkati böler, bunlar da insanı yorgun uyandırır. Sağlığını taramadan manevi işe geçilmez.
Otizm, MS ve psikoz doğrudan tıbbın işidir. Bu üç başlıkta manevi bir çerçeve önermem, doktora yönlendiririm. Bunu bir kapıyı kapatmak için değil, doğru kapıyı göstermek için söylüyorum.
Şizofreni, bipolar ve sara ise iki türlüdür. Aynı adı taşıyan tıbbi bir hastalık vardır, bir de bizim baktığımız taraf vardır. Bu ikisi aynı iddia değildir ve biri diğerini iptal etmez. Tıbbi olanı doktor teşhis eder ve doktor tedavi eder; o durumda kişi doktoruyla çalışır ve ilacını asla bıraktırmam.
Bunu bir de tersinden yazayım, çünkü en çok can yakan yer burası. Kimse sana ilacını azaltmanı, bırakmanı ya da psikiyatri randevunu ertelemeni söylememeli. Böyle bir şey söyleyen kişi kim olursa olsun güvenilmez. Terapi de aynı şekilde yarıda bırakılmaz. Anksiyete ve depresyonun manevi tarafını ayrıca yazdım; oradaki ölçü burada da geçerlidir.
Tanısı konmuş bir insana "aslında sende cin var" demem. O cümle insanı tedavisinden koparır, ve bu alanda gördüğüm en büyük zarar oradan çıkar. Sıra hiç değişmez: önce hekim eler, sonra kalan tarafa bakılır.
Bugünden Yapabileceğin Tek Şey Okumaktır, Gerisi Bakımla Anlaşılır
Dürüst olayım: bir yazı senin yerine karar veremez. Bir insanda ne olduğu uzaktan, okunan bir sayfaya bakarak söylenmez. Bu ancak adı ve annesinin adı alınıp durumuna bakıldığında netleşir, ve bakan kişinin bu ilmi ehlinden almış olması gerekir.
Kendi başına "çıkarma" denemesi de yapılmaz. Yanlış yapılan iş, hafifletmek istediğini ağırlaştırır. O yüzden sana evde uygulayacağın bir tarif vermiyorum.
Kimsenin iznine bağlı olmayan tek şey okumaktır. Korunmak için Âyetel Kürsî (Bakara sûresi, 255. âyet), Felak ve Nâs sûreleri. Gece basılma hâli varsa Cin sûresinin ilk on üç âyeti. Düzenli oku, bırakma. Bu bir işlem değil, senin kendi kalkanındır; danışsan da danışmasan da senin olsun. Musallatın nasıl kaldırıldığını ayrı bir yazıda anlattım.
Gerisi için tek başına emin olmaya çalışma, sor. Ne varsa onu söylerim, yoksa "yok" derim. Yaz, birlikte bakalım. Netice Allah'tandır.
Sıkça Sorulan Sorular
Beyne yerleşen cin belirtileri nelerdir?
Halkın bu tabirle anlattığı belirtiler kafanın içinde toplanır: kendine ait gelmeyen ve tekrar eden bir cümle, dikkatin cümlenin ortasında kopması, kelime ve isim kaçırma, kafada basınç ya da doluluk hissi, karar verememe. Anlamlı olan tek bir madde değildir. Bakılan şey bu hâlin aylardır sürmesi, gece ve yalnızlıkta ağırlaşması, ve olağan sebeplerle geçmesi gereken süreyi aşmasıdır. Kesin ayrım için önce hekim taraması gelir.
Kafamın içindeki ses cin mi, hastalık mı?
Bu ikisi tek bir sayfadan ayrılmaz, ama bir ölçü vardır. Ses kafanın içinde dönüyor, kendi sesinle konuşuyor ve sen onunla tartışabiliyorsan tarif edilen şey çoğu zaman vesvesedir. Ses dışarıdan geliyorsa, odanın içinden ya da kulağının yanından duyuluyorsa, senin hakkında konuşuyorsa veya sana bir şey yaptırmaya çalışıyorsa sıra tartışmasız hekimindir. Bu bir savuşturma değil; dışarıdan duyulan ses tıbbın ciddiye aldığı bir bulgudur.
Düşüncelerimin bana ait olmadığını hissetmem ne anlama gelir?
Bu his tek başına bir teşhis değildir. Uykusuzluk, uzun süren kaygı, yas, ağır yorgunluk ve bazı ilaçlar aynı hissi yapar. Musallatta görülenin ayırt edici tarafı tekrardır: aynı cümle, çoğu zaman aynı kelimelerle, günün aynı saatinde geri gelir ve kişi onu kendi kurmadığını bilir. Yine de sıra değişmez. Önce hekim eler, sonra kalan tarafa bakılır. Tek bir sohbetle karar verilmez.
Cin insanın aklına düşünce sokabilir mi?
Halk arasında anlatılan hâl budur: vesvese verilir. Ama verilen şey bir emir değil, bir tekliftir. Kişinin iradesi elinden alınmaz; o cümleyi reddetmek, üzerine gitmemek ve okumak yine kişinin elindedir. Vesvesenin gelmesi ile ona uymak aynı şey değildir. Uzun süredir devam eden ve gündelik hayatını bozan bir hâlden konuşuyorsan sıra yine aynıdır: önce hekim taraması, sonra kalan tarafa bakım.
Musallat unutkanlık ve dikkat dağınıklığı yapar mı?
Anlatılan unutkanlığın büyük kısmı hafızanın değil dikkatin işidir. Bir an hiç kaydedilmediği için sonradan hatırlanmaz; ocağı kapatıp kapatmadığını bilmezsin, çünkü kapatırken zihnin orada değildi. Bunun tıbbi karşılıkları da vardır: uyku apnesi, tiroit, B12 eksikliği, kansızlık, kaygı, ilaç yan etkisi. Kaybettiğin şey son birkaç dakika değil de isimler, yollar ve tanıdık yüzler ise bu başlık doğrudan nörolojinindir; vakit kaybetmeden hekime git.
Beyne yerleşen cin ile bedene yerleşen cin belirtileri arasındaki fark nedir?
İkisi ayrı varlık değil, aynı musallatın iki yüzüdür. Bedendeki taraf dışarıdan görülebilir ve tarif edilebilir: kulak çınlaması, sebepsiz ağrı, nefes daralması, yorgun uyanmak. Kafanın içindeki tarafın ise tanığı yoktur, iç sesi kimse duymaz. Bu yüzden bedendeki iz tetkikle aranabilir, buradaki taraf ancak muayene ve konuşmayla değerlendirilir. Çoğu vakada ikisi bir arada durur; biri diğerini dışlamaz.
Psikiyatri ilacı kullanırken manevi bakım yaptırılabilir mi?
Yaptırılabilir, ve ilaç bırakılmaz. İkisi birbiriyle yarışmaz. Tedavi zihinle ve bedenle çalışır, benim baktığım katman onun altındadır. Sana ilacını azaltmanı, bırakmanı ya da psikiyatri randevunu ertelemeni söyleyen kişi kim olursa olsun güvenilmez, ve bu alanda gördüğüm en büyük zarar oradan çıkar. Doktorunla çalışmaya devam et; bakım onun yanında yürür. Netice Allah'tandır.