Cinler Nasıl Musallat Olur, Hangi Zeminde Oturur?
Bu Soruyu Soranlar Kabahati Önce Kendinde Arar
Bu soruyu soranların çoğu aynı sırayla gelir. Önce bir açıklama arar: neden ben? Sonra geriye dönüp o haftayı, o evi, o geceyi tarar. En sonunda asıl soru ortaya çıkar, ve o soru şudur: benim bir kabahatim mi var?
Yıllardır dinlediğim tablolarda bu sıra neredeyse hiç değişmiyor. İnsan sebebi bulursa kontrolü de bulacağını sanıyor. Oysa aradığı sebep çoğu zaman bir yerde, bir eşyada ya da yanlış atılmış bir adımda değildir.
Bir şey daha ortak: yazanların büyük kısmı, hâl başladıktan aylar sonra yazıyor. Arada geçen sürede her belirtiyi tek tek açıklamaya çalışmış oluyorlar, ve tek tek bakıldığında hepsinin makul bir açıklaması da bulunuyor. Tablo ancak hepsi üst üste bindiğinde görünür hâle geliyor.
Ayırmak istediğim şey tam olarak bu: musallatın hangi zeminde oturduğu, ve neyin bunu yapmadığı. Belirti listesini burada tekrarlamayacağım; onu cin musallatı belirtileri yazısında dört başlık hâlinde topladım. Burada anlattığım şey, o belirtilerin nereden çıktığı.
Musallat Yerden Değil Hâlden Gelir: Üç Zemin ve Karşılıkları
Musallat bir yerden bulaşmaz. Zemin hazırlayan şey, insanın uzun süre açık kaldığı hâldir. Önüme gelen tablolarda üç zemin tekrar ediyor.
- Uzayan tükenme. Aylara yayılan bir keder, dinmeyen korku, uykusu aylardır düzelmeyen bir beden. Karşı ağırlığı da bu: bir hafta kötü uyudun diye açık kalmazsın, oturmuş tabloların altında aylar vardır.
- Duadan ve okumadan büsbütün uzak dönemler. Kalkanın inceldiği yer burasıdır. Ama bu, bir vakit namazını kaçıranın başına iş gelir demek değildir; sözünü ettiğim şey ayları bulan bir kopuş.
- Ve büyü. Bazı vakalarda musallat kötü niyetle gönderilir. En seyrek çıkan zemin budur, ve gönderilenin bir kabahati yoktur; büyü yapan da yaptıran da hüsrandadır (Bakara, 102). Sen o tarafta değilsin.
Şunu da aynı yerde söyleyeyim: bu üç zeminden geçmiş insanların büyük çoğunluğunda hiçbir şey olmuyor. Uzun bir yas tutmuş, aylarca uykusuz kalmış herkesin başına bir iş gelseydi bu memlekette bakılmadık kimse kalmazdı. Zemin ihtimali artırır; hüküm vermez.
İşte bu ayrımı kaçırınca insan kendi evinden korkar hâle geliyor. Mezarlığın yanından geçmek, eski bir ev görmek, bu yazıyı okumak musallat etmez. Korunma tarafını cin musallatından nasıl korunulur yazısında ayrıca yazdım.
Bu zeminlerin nazarla karıştığı bir yer var. Cin nazarı denen tabloda hangisinin hangisi olduğunu ayırdım.
Kimler Daha Açık Kalır? Zayıf İman Değil, Uzayan Yorgunluk
Aynı kederi yaşayan iki insandan biri açık kalır, öteki kalmaz. Bunun ölçüsü iman değildir.
Şöyle diyeyim: musallat bir ceza değildir. Aslında daha doğrusu, kimin neyi hak ettiğini ben bilemem; benim bildiğim, önüme gelen tabloların ibadetine düşkün insanlarda da çıktığı, hiç okumayan insanlarda çıkmadığı zamanların da olduğudur. Bu bir puan tablosu değil.
Daha açık kalanların ortak yanı başka: yalnızlık ve süre. Yalnız yaşayan, gecesi uzun olan, derdini kimseye anlatamayan insanda hem zemin uzuyor hem de kimse tabloyu dışarıdan görüp “sen bir hekime görün” demiyor. Yeni bir şehre taşınmış, yeni yas tutan, ya da ağır bir hastalıktan yeni kalkmış insanlarda da aynı uzama var.
Aynı evde bunu en çok kimin yaşadığını sorduğumda cevap çoğu zaman aynı çıkıyor: en az uyuyan. Ev halkı aynı gerginliği paylaşır, ama tablo en çok gecesi bölünende oturur.
Yani mesele kişinin değeri değil, açık kalma süresi. Süre kısalınca zemin de daralır.
Korku Tabloyu Besler: Döngü Tam Olarak Şöyle İşler
Korkunun kendisi tablonun bir parçasıdır, ve en çok atlanan yer burası.
Döngü şöyle işliyor. Korku önce uykuyu böler; insan gece iki üç kez uyanır, tetikte uyur. Bölünmüş uykuda uyku felci daha sık görülür, çünkü bedenin uykudaki gevşemesi ile bilincin açılması arasındaki geçiş bozulur. Karabasan işte o aralıkta yaşanır: göz açıktır, beden kilitlidir, oda gerçektir. Bu, uyku tıbbının tanıdığı bir tablodur ve bunu söylemek hiçbir şeyi inkâr etmek değildir; ayrıntısını karabasan nedir yazısında ayırdım.
Sonrası daha hızlı. Yaşanan gece korkuyu doğrular. Doğrulanan korku dikkati büyütür: her çatırtı dinlenir, her gölge kontrol edilir. Dikkat büyüdükçe uyku daha da bölünür. Birkaç hafta içinde insan hem bitkin hem sürekli alarmda hâle gelir, ve zemin tam o zaman genişler.
Şeytanın en çok kullandığı kapı da burasıdır: vesvese. Vesvese kimseyi ele geçirmez, sadece dikkatini alır. Dikkatini geri aldığında zayıflar.
Panik atak, kaygı bozukluğu ve nöbet tabloları bu döngünün içinde de görülür, dışında da. Onlarda sıra hekimdedir; ilacını bırakma, kendi kararınla azaltma, kontrolünü erteleme.
Döngü Nasıl Kırılır, Ne Zaman Yazılır?
Döngünün kırıldığı yer sebep avı değil, iki sade yerdir: uykunun onarılması ve okumanın geri gelmesi.
Uyku tarafında yapılacak şey sıradan: yatış saatini sabitlemek, geceyi ekranla bitirmemek, horlama ya da gece nefes kesilmesi varsa bunu hekimine söylemek. Manevi tarafta kapımızdaki okuma zaten açıktır: korunmak için Âyetel Kürsî (Bakara 255), Felak ve Nâs. Bunun ötesinde “şunu şu kadar yap, şuraya şunu koy” diyen tarifleri dinleme; ben de vermem.
Kendine teşhis koyma.
Korkuyla konan teşhis insanı yıllarca yanlış kapıda bekletir. Kime gideceğini seçerken gerçek hoca nasıl anlaşılır yazısındaki ölçülere bak.
Belirtiler aylardır aynı deseni tekrar ediyorsa sıra bakımdadır. Adını ve annenin adını alır, durumuna bakarım; ne varsa onu söylerim, yoksa “yok” derim, iş hekiminse hekime yönlendiririm. Ücrette sürpriz yok: tek bir bakım ücreti vardır, ilk görüşmede net söylenir.
Netice Allah'tandır. Yaz, birlikte bakalım.
Sıkça Sorulan Sorular
Cinler nasıl musallat olur?
Musallat rastgele bir yerden bulaşmaz; uzayan bir hâlden zemin bulur. Önüme gelen tablolarda üç zemin tekrar ediyor: aylara yayılan keder ve dinmeyen korku, uykunun uzun süre bozuk kalması, dua ve okumanın büsbütün bırakıldığı dönemler. Bir kısım vakada ise musallat kötü niyetle, büyü yoluyla gönderilir; en seyrek çıkanı budur ve gönderilenin kabahati yoktur. Bunlar zemin hazırlar, kural koymaz. Kesin ayrım ancak bakımda çıkar. Netice Allah'tandır.
Cin musallatı bulaşır mı, evden eve ya da kişiden kişiye geçer mi?
Musallat, nezle gibi temasla geçen bir şey değildir. Aynı evde ikinci bir kişide benzer bir hâl başlayabilir, ama bunun sebebi çoğu zaman bulaşma değil, aynı evi paylaşan insanların aynı uykusuzluğu, aynı gerginliği ve aynı korkuyu paylaşmasıdır. Ev halkının tamamında birden başlayan huzursuzluk not edilir ve tablo ona göre okunur; tek başına hüküm sayılmaz. Kimseden uzak durman, kimseyi evine almamazlık etmen gerekmez.
Cin musallatı dindar insanlara da olur mu?
Olur, ve bunu açıkça söylemek gerekiyor. Önüme gelen tablolar ibadetine düşkün insanlarda da çıktı; hiç okumayan insanlarda hiçbir şey çıkmadığı zamanlar da oldu. Musallat bir puan tablosu değildir, kimin neyi hak ettiği de benim bilebileceğim bir şey değildir. Daha açık kalanların ortak yanı iman zayıflığı değil süredir: uzun süren yalnızlık, uzun süren yas, uzun süren uykusuzluk. Süre kısaldıkça zemin daralır.
Cin musallatı ne kadar sürede yerleşir?
Kesin bir takvim veremem, kimse veremez. Tabloların ortak seyri şu: birkaç günlük huzursuzluk çoğu zaman kendiliğinden kesilir; haftalarca aynı desen tekrar ediyorsa tablo oturmaya başlar; aylar geçtiğinde belirtiler geceyle sınırlı kalmayıp gündüze ve ev halkına taşar. Beklemek tabloyu yerleştirir, yerleşmiş olanı kaldırmak da uzar. Aylardır aynı şeyi yaşıyorsan sırayı bozma: önce hekim eler, sonra bakılır.
Karabasan cin musallatının başlangıcı mıdır?
Her karabasan musallat değildir. Uyku felci uyku tıbbının tanıdığı bir tablodur: bedenin uykudaki gevşemesi ile bilincin açılması arasındaki geçiş bozulunca kişi uyanır, görür, duyar, ama kıpırdayamaz. Bölünmüş ve borçlu uykuda daha sık görülür ve tek başına bir hüküm taşımaz. Bakılmayı hak eden tablo, karabasanın yalnız gelmediği tablodur: aynı dönemde uyku, duygu ve algı tarafında birlikte çıkan izler. Önce uyku düzenine ve hekime bakılır.