Nazar Kaygı Yapar mı? Nesnesi Olmayan Huzursuzluk
Bu Yazı Bir Kaygı Bozukluğu Teşhisi Değildir
Önce çizgiyi çekeyim, sonra konuşalım. Bu yazı sana kaygı bozukluğu teşhisi koymaz, doktorunun ya da psikoloğunun yerine geçmez ve hiçbir tedaviyi bıraktırmaz.
Kaygı, yani anksiyete, bir ruh sağlığı meselesidir. Aynı daralmayı veren pek çok sebep vardır ve bunları ancak bir hekim ayırır:
- yaygın anksiyete bozukluğu ve panik bozukluğu,
- tiroid bozuklukları, ritim sorunları, kansızlık,
- fazla kafein, bazı ilaçların yan etkisi ya da bir ilacın aniden kesilmesi.
İlaç kullanıyorsan, terapiye gidiyorsan, devam et. Azaltma, erteleme, “biraz da manevi tarafı deneyeyim” diye ara verme. Kriz anındaysan, nefesin kesilecek gibiyse, önce 112'yi ara.
Bu çizgiyi neden en başa koyduğumu da söyleyeyim. Bana yazanların bir kısmı, tedavisini yarıda bırakmış olarak geliyor. Kimi “bu iş manevi” denildiği için bırakmış, kimi yan etkiden bıkmış. İkisi de yanlış bir yola sapmış demektir ve bu yazının ilk işi o yolu kapatmaktır.
Bu çizginin içinde kalarak soruyu dürüstçe cevaplayabilirim. Evet, nazar kaygı yapabilir. Ama sandığın kadar sık değil ve sandığın yerden gelmez.
Kaygının İki Türü Var ve İkisi de Gerçek
Bir kısmı tıbbidir. Bedenin alarm sisteminin ayarı bozulmuştur; tehlike yokken çalar, çalınca da susmaz. Bunun tedavisi vardır ve işe yarar.
Bir kısmı ise manevidir. Üzerine çökmüş bir ağırlığın bedende bıraktığı izdir. Nazarın hak olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haber vermiştir; bu rivayet Buhârî'de de Müslim'de de geçer. Felak sûresinin son âyeti de haset edenin şerrinden Allah'a sığınmayı öğretir.
Sık gördüğüm tablo ise ikisinin bir arada olmasıdır. Tıbbi bir anksiyetesi olan birinin üzerinde nazar da olabilir, nazarı olan biri de gerçekten hastalanabilir. Birinin varlığı ötekini silmez. Bu ayrımı daha geniş hâliyle anksiyete ve depresyonun manevi sebebi yazısında anlattım.
İnsanlar genelde iki uçtan birine düşer. Biri “hepsi kafanda, dua et geçer” der ve gerçek bir hastalığı küçümser. Öteki “senin derdin manevi, doktor ne anlar” der ve kişiyi tedaviden koparır. İkisi de insana zarar verir. Kur'an'da tıbbı yasaklayan bir şey yoktur; sebebe sarılmak da kulun vazifesidir.
O yüzden “ya hep ya hiç” diye düşünme. Doğru soru “hangisi?” değil, “hangisi ne kadar?” sorusudur.
Nazar Kaygıyı Nasıl Doğurur?
Korkunun bir nesnesi vardır. Köpekten korkarsın, borçtan korkarsın; nesne gidince korku da çekilir. Kaygı ise nesnesini arayan bir korkudur.
Nazar ağırlığı işte tam burada iş görür. Beden bir şeyin yüküne girmiştir ve tetikte kalır. Zihin bu tetikte olma hâline bir sebep arar, bulamayınca da eldekini seçer: “işten olmalı”, “sağlığımda bir şey var”, “çocuğa bir şey olacak”.
Bu yüzden nazarın doğurduğu kaygının konusu dolaşır. Bu hafta iş, gelecek hafta sağlık, sonraki hafta bir yakının yolculuğu. Konu değişir, göğsündeki ağırlık aynı kalır.
Ağırlığın saati de çoğu vakada bellidir. Gündüzün koşuşturması onu örter. İş biter, ev sessizleşir, kişi yalnız kalır; alttaki huzursuzluk o zaman yüzeye çıkar. Tıbbi kaygı da geceleri artabilir, bunu inkâr etmiyorum. Ama nazarda sık gördüğüm şey, başlangıcın bir olaya bağlı olmasıdır.
Nazar göz değmesidir. Göz de ancak görüneni bulur. O yüzden kaygının başladığı gün çoğu zaman kişinin öne çıktığı bir gündür. Kimse onu kıskandığını söylemez, kişi de bir şey fark etmez; sadece birkaç gün sonra içine bir daralma yerleşir.
Beden bu yükü başka yerlerden de haber verebilir. Göğüs sıkışması ve çarpıntı ile gelenler için nazar kalbe vurur mu yazısına, gece uyanmalar için nazar uykusuzluk yapar mı yazısına bakabilirsin. İkisinde de önce hekim şartı aynıdır.
Ayırt Edici Desen: Konu Değişir, Ağırlık Değişmez
Tıbbi kaygının da nesnesi belirsiz olabilir; yaygın anksiyete tam olarak budur. O yüzden tek bir işarete bakılmaz, desene bakılır. Manevi katmanı akla getiren tablo şöyledir:
- Kaygının söylenebilir bir konusu yok, ya da konusu haftadan haftaya değişiyor ama şiddeti hiç değişmiyor.
- Başlangıcı göz önünde olduğun bir döneme denk geliyor: bir düğün, bir terfi, çok beğenilen bir paylaşım, yeni bir ev.
- Tedavi başka şikâyetlerde işe yarıyor, uyku düzeliyor, çarpıntı azalıyor; ama o nesnesiz huzursuzluk olduğu yerde duruyor.
- Yanında başka nazar belirtileri de var.
Ama tek başına hiçbiri bir şey kanıtlamaz. Bunların içinde en ağır basanı üçüncüsüdür. Tedavi bir yerleri düzeltiyor ama tek bir yeri hiç kıpırdatmıyorsa, işte o kalan parça üzerinde durulacak parçadır. Uzaktan, bir yazıyla bunu kesin söylemek mümkün değil; desen yalnızca bakılması gereken yeri gösterir.
Bir de şunu karıştırma: vesvese ile bu kaygı aynı şey değildir. Vesvesenin bir cümlesi vardır, içine sokulan belirli bir fikir ya da şüphe. Nazarın bıraktığı kaygının cümlesi yoktur, yalnızca yükü vardır. Biri konuşur, öteki bastırır.
Açıkçası bu farkı en iyi kişinin kendi tarifi ele verir. “Aklıma hep aynı düşünce geliyor” diyen ile “göğsüme bir şey oturdu, adını koyamıyorum” diyen aynı kapıdan girmez.
Sana Bir Şey Sorayım: Tedavin Düzgün Yürüyor mu?
Manevi katmana bakmanın sırası buradan geçer. Doktorun ya da psikoloğun seni değerlendirdi mi? Önerilen tedaviye, onun verdiği süre boyunca, düzgün devam ettin mi?
Cevabın “hayır” ise yapacağın iş bellidir: önce oraya git. Kaygı tedaviyle geçiyorsa zaten başka bir şey aramana gerek yoktur ve bu da Allah'ın bir lütfudur.
Cevabın “evet” ise ve o nesnesiz ağırlık tedavinin yanında aynı şekilde duruyorsa, işte o zaman manevi tarafa bakmak anlamlıdır. Tedavinin yerine değil, yanına.
“Tedaviye rağmen” derken ilk haftayı kastetmiyorum. Kaygı ilaçlarının ve terapinin etkisi zamanla gelir; bu süreyi doktorun bilir. Birkaç günde sonuç alamadın diye manevi tarafa kaçmak, sabırsızlıktır. Yıllarca aynı ağırlığı taşıyıp kimseye sormamak da ayrı bir hatadır. İkisinin ortası, doktorunla devam ederken bir de bakım istemektir.
Bu arada okuyabileceğin şey Kur'an'dır. Fâtiha, Âyetel Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini sabah akşam oku. “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur” (Ra'd, 28). Okumak ilacın yerine geçmez; kalbin yanına eklenir.
Okurken bir şeyi de bil. Kaygı sana “okudum ama geçmedi, demek ki çok ağır” diye yeni bir korku fısıldayabilir. Ona kulak asma. Okumak bir sonuç satın almak değildir, Allah'a dönmektir; kalbin rahatlasa da rahatlamasa da o dönüşün kendisi başlı başına bir ibadettir.
Bakımda Ne Olur, Ne Olmaz?
Adını ve annenin adını alırım, durumuna bakarım. Bakımda bana hizmet eden hüddamlarım vardır; tabloyu onlarla birlikte görürüm. Kendi durumunu merak ediyorsan üzerimde nazar var mı sorusunu da ayrıca ele aldım.
Nazar mı, haset mi, başka bir şey mi, yoksa hiçbir şey mi? Ne görürsem onu söylerim. Yoksa “yok” derim ve seni doktoruna geri gönderirim.
Nazar varsa, o ağırlığı yalnızca Kur'an ve dua ile, Allah'ın izniyle üzerinden almak için çalışırım. Tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir. Sana hiçbir zaman ilacını bırak demem, diyen olursa da dinleme.
Bakımdan sonra da doktorunla bağını koparma. Kontrollerine git, ilacını onun dediği gibi kullan. Kaygın hafiflerse, dozla ilgili kararı yine o verir, sen değil. Benim işim o nesnesiz ağırlığa bakmak; bedeninin ve zihninin tedavisi onun elinde kalır.
Garanti veren yanlış söyler. Netice Allah'tandır. Ama bu belirsizliği tek başına taşımak zorunda değilsin; yaz, birlikte bakalım.
Sıkça Sorulan Sorular
Nazar kaygı ve panik atak yapar mı?
Nazar kaygı yapabilir, ama panik nöbetlerinin büyük kısmının sebebi tıbbidir. Yeni başlayan, tekrar eden ya da şiddetli nöbetler mutlaka bir hekimce değerlendirilmelidir; kalp ritmi ve tiroid gibi sebepler önce elenir. Doktorunla ve terapistinle çalışmaya devam et. Tedavi düzgün yürüdüğü hâlde nöbetlerin arasındaki o nesnesiz ağırlık sürüyorsa, manevi katmana tedavinin yanında birlikte bakabiliriz.
İlaç kullanıyorum, bakım için ilacı bırakmalı mıyım?
Hayır. İlacını asla kendi başına bırakma, azaltma ya da erteleme. Dozla ilgili her karar doktoruna aittir. Ben doktorunun ve terapistinin yanında yürürüm, yerine değil. Manevi bakım ilacın alternatifi değildir; tedavin devam ederken yanına eklenir. Sana ilacını bırakmanı söyleyen biri çıkarsa, kim olursa olsun, onu dinleme. Yan etkilerden şikâyetin varsa bunu da doktoruna söyle; çözümü o bulur.
Kaygımın manevi mi ruhsal mı olduğunu nasıl anlarım?
Tek başına bir işaretle anlaşılmaz, desene bakılır. Kaygının söylenebilir bir konusu var mı, yoksa konusu sürekli değişirken ağırlığı sabit mi kalıyor? Göz önünde olduğun bir dönemden sonra mı başladı? Tedavi başka şikâyetleri düzeltirken o huzursuzluk yerinde mi duruyor? Bunlar manevi katmanı akla getirir ama kanıtlamaz. Önce hekim değerlendirmesi, sonra bakım.
Nazar kaygısı ile vesvese aynı şey mi?
Değil. Vesvesenin bir içeriği vardır: içine sokulan belirli bir düşünce, şüphe ya da fısıltı, çoğu zaman iman, temizlik ya da ibadet üzerine. Nazarın bıraktığı kaygının ise cümlesi yoktur, yalnızca bir yükü vardır. Biri zihne konuşur, öteki göğse bastırır. İkisinin de tıbbi karşılıkları olabileceği için önce doktor ya da psikolog değerlendirmesi gerekir.
Kaygı için hangi sûreleri okuyabilirim?
Fâtiha, Âyetel Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini sabah ve akşam oku; yatmadan önce Bakara sûresinin son iki âyetini de ekleyebilirsin. Ra'd sûresinin 28. âyeti kalplerin ancak Allah'ı anmakla huzur bulduğunu söyler. Okumak ibadettir ve kalbe iyi gelir, ama tedavinin yerine geçmez. İlacına ve terapine devam ederken oku; okuduğun hâlde kaygın sürüyorsa bu, okumanın boşa gittiği anlamına gelmez.
Uzaktan bakım yapılır mı?
Evet. Adın ve annenin adı ile bakılır; mesafe manevi işe engel değildir. Türkiye'den de Avrupa'dan da aynı şekilde çalışırız ve görüşmelerin mahrem kalır. Tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir. Bakımda nazar görmezsem bunu açıkça söylerim ve seni doktoruna yönlendiririm. Tedavin sürerken de bakılabilir, ikisi birbirini engellemez. Yaz, birlikte bakalım.