ACİL YARDIMA MI İHTİYACIN VAR? Hemen Yaz →
Haydar Sezer TEKELİHüddam · İcazetli Havass Hocası · Bioenerji ve Metafizik Uzmanı
Aileden Nazar

Aileden Nazar Değer mi? Sevgiyle Bakan Göz de Değer

Haydar Sezer Tekeli · Hüddam, İcazetli Havass Hocası ·
Evet, aileden de nazar değer. Nazar için kötü niyet şart değildir: Peygamber Efendimiz „Göz haktır” buyurmuştur ve seven, hayranlıkla bakan bir anne ya da kardeş de farkında olmadan değdirebilir. Bu yüzden bir güzellik görünce „Mâşallah, bârekallah” denir. Kimseyi suçlamak çözüm değildir; teşhis benim işimdir. Netice Allah'tandır.
Akşam ışığında bir sofranın etrafında toplanmış üç kuşaklı bir aile, sevginin ve fark edilmeyen imrenmenin bir arada bulunduğu ev ortamı

Sıkıntı Çoğu Zaman Bir Müjdenin Ardından Başlar

Bana yazanlar arasında sık gördüğüm bir tablo var. Kişi güzel bir haberi önce ailesine verir: bir hamilelik, yeni bir iş, alınan bir ev, gelen bir kısmet.

Birkaç gün geçer, uyku bozulur. Sebepsiz bir halsizlik, göğse oturan bir ağırlık başlar. Müjdelenen şey de sanki pürüzlenmeye yüz tutar.

Sonra aynı soru gelir, çoğu zaman utanarak: „Hocam, annem mi, ablam mı? Onlar beni seviyor ama.”

Evet, seviyorlar. Düğüm de tam burada. İnsanların çoğu nazarı kıskançlıkla, kem gözle bir tutar. O yüzden „beni seven biri bana nazar değdiremez” diye düşünür ve en yakınındaki ihtimali hiç hesaba katmaz.

Bu soruyu soran kişi genelde iki şey arasında sıkışmıştır. Bir yanda içindeki şüphe, öbür yanda o şüpheden duyduğu mahcubiyet. Anneni, kardeşini aklından geçirmek bile insana vefasızlık gibi gelir. Çoğu da bu yüzden aylarca kimseye bir şey söylemez, yükü sessizce taşır.

Baştan şunu da söyleyeyim: sıkıntının zamanlaması tesadüf olabilir. Her zor haftayı bir müjdeye, her müjdeyi bir akrabaya bağlamak doğru değil.

Belirtilerin genel dökümü için nazar belirtileri yazısına bakabilirsin. Burada konu belirtiler değil, kaynak ve o kaynağa nasıl yaklaşılacağı.

Evet, Aileden de Nazar Değer; Çünkü Göz Haktır

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) „el-aynu hakk”, yani „göz haktır” buyurmuştur. Bu hadis hem Buhârî'de hem Müslim'de geçer. Nazar uydurulmuş bir halk inancı değildir, sahih sünnetle sabittir.

Müslim'deki rivayette bir ekleme daha vardır: kaderin önüne geçebilecek bir şey olsaydı, onu göz geçerdi. Bu söz nazarın ağırlığını anlatır, ama onu kaderin dışına koymaz. Nazar da Allah'ın izni olmadan kimseye dokunmaz. Bu da nazarı bir korku konusu olmaktan çıkarır: göz haktır, ama hüküm Allah'ındır.

Dikkat edilmesi gereken nokta şu: hadis gözü kötü niyetle sınırlamaz. Nazar bakışın kendisinden doğar. Bakan kişi bir nimeti görür, ona hayran kalır ya da içinden bir kıyas geçer ve o nimeti Allah'a havale etmeden bakışını orada bırakır.

Sahâbe arasında geçen meşhur bir rivayet bunu açıkça gösterir. Âmir b. Rabîa, Sehl b. Huneyf'i yıkanırken görür ve cildinin güzelliğine hayranlıkla bir söz söyler. Sehl oracıkta yere yığılır.

Âmir bir düşman değildir. Bir mümindir, bir kardeştir. Resûlullah'ın ona sorusu da kötü niyet üzerine değildir: „Biriniz kardeşini neden öldürür? Ona bereket dileseydin ya.”

Bu rivayetten çıkan ders net. Nazarı değdiren kişi o anda ne yaptığının farkında değildi; ne kin vardı ne haset. Gördüğü güzelliğe kapılmış ve Allah'ı anmayı unutmuştu. Yani kusur hayranlıkta değil, hayranlığın ardından duanın unutulmasındadır.

Ahşap masada ince belli bardaklarda servis edilmiş iki çay, yakın aile sohbetinin sade temsili

İnsan Sevdiğine Nazar Eder mi?

Eder. Hatta sevgi, nazarın işlemesi için gereken şeyi fazlasıyla verir: dikkat. Bir yabancı yeni evine bir kez bakar ve geçer. Annen o evi her gelişinde yeniden görür, anlatır, komşuya övünür.

Aile içinde bakış bir de kıyasla birleşir. Kim önce evlendi, kimin çocuğu okulda daha iyi, kim daha rahat yaşıyor. Bunları kimse yüksek sesle söylemez. Çoğu zaman kişi içinden geçtiğini bile fark etmez.

Bir fark daha var: yabancının bakışına karşı insan kendiliğinden temkinlidir; yeni arabasını, çocuğunun karnesini herkese göstermez. Aileye karşı bu temkin yoktur, olması da beklenmez. Kapı ardına kadar açıktır ve bakış hiçbir perdeye takılmadan iner. Sevgi yanlış değildir; sadece koruma orada en ince hâlindedir.

Kur'an bunun karşılığını açıkça gösterir. Kehf Sûresi'nde bağına hayran kalıp böbürlenen adama mümin arkadaşı şöyle der: „Bağına girdiğin zaman ‘Mâşâallah, kuvvet ancak Allah'ındır’ deseydin ya!” (Kehf, 39). Nimeti gören göz, onu verenin Allah olduğunu hatırlarsa bakış bir bereket duasına dönüşür.

Bu âyette dikkatimi çeken şey şu: adama „bakma” denmiyor, „sevinme” de denmiyor. Sevincini ve bakışını Allah'ı anarak yaşaması isteniyor. Aile içinde de istenen, sevgiyi kısmak değil, onu duaya bağlamaktır.

Bu hâl yalnızca başkasına dönük de değildir. İnsan kendi evine, kendi başarısına, hatta kendine bile aynı duasız bakışla bakabilir; bunu kendi kendine nazar eder mi yazısında ayrıca açtım.

Anneden Nazar Değebilir, Ama Bu Anneyi Suçlu Yapmaz

Anneyle evlat arasındaki bağ, bakışın en sık ve en uzun kurulduğu bağdır. Bir anne çocuğunu doyasıya sever ve aynı anda, bir saniyeliğine, „benim gençliğimde bu imkân yoktu” diye geçirebilir. O düşünce kötülük değildir. Ama duasız kalmış bir bakıştır.

Kayınvalide, görümce, elti gibi bağlarda sevgiyle kıyas daha da iç içe geçebilir. Aynı sofraya oturanlar hayatının her ayrıntısını bilir: işini, evini, çocuğunun hangi okulda okuduğunu. Bilgi arttıkça kıyasın malzemesi de artar. Bunu kimseyi zan altında bırakmak için söylemiyorum; bu bir insan hâlidir, bir itham değil.

Küçük çocuklarda tablo daha belirgin görünür. Bebek kucaktan kucağa gezer, herkes „ne güzel” der, çok azı „mâşallah” ekler.

Yine de çocukta huzursuzluk, uyku ya da iştah bozulduysa önce çocuk doktoru gelir. Ateş, kusma ya da uyuşukluk varsa bunun tartışması bile olmaz. Bu sırayı çocuklarda nazar belirtileri yazısında adım adım anlattım.

Yetişkin için de sıra aynıdır. Uyku, iştah, çarpıntı ya da geçmeyen bir halsizlik varsa önce hekime görün. Tetkikler temiz çıkıyor ve tablo sürüyorsa manevi tarafa bakılır. İlacı ya da tedaviyi aksatmak ise hiçbir durumda söz konusu değildir; manevi bakım hekimin yerini almaz, yanında durur.

Kimin Değdirdiğini Bulmak Senin İşin Değil

Burada sert bir çizgi çekiyorum. Bu satırları okuyup annene, kayınvalidene ya da kardeşine „sen bana nazar değdirdin” deme.

Sebeplerini sayayım:

Kaldı ki kaynak her zaman aile de değildir. Düğün, nişan, bayram ziyareti gibi günlerde pek çok göz aynı anda sana döner; düğün nazarı bu yüzden ayrı bir başlıktır.

Bir şeyi de netleştireyim: ailede birinin nazarının değmiş olması, o kişiyle aranı soğutman gerektiği anlamına gelmez. Aynı sofraya oturmaya, bayramda el öpmeye devam edersin. Değişmesi gereken tek şey, bir güzellik görüldüğünde Allah'ın anılmasıdır.

Üzerinde gerçekten nazar olup olmadığından emin değilsen üzerimde nazar var mı yazısı iyi bir başlangıçtır. Kimden, nereden geldiğini çözmek teşhistir. Teşhis de benim işim, senin yükün değil.

Tül perdenin ardından görünen karlı dağ manzarası, içeriden dışarıya bakışın temsili

Mâşallah Demek Bir Formül Değil, Bir İtiraftır

Kısaca şunu ekleyeyim. „Mâşallah” ya da „bârekallah” sihirli bir söz değildir. Gördüğün güzelliğin sahibinin sen olmadığını, onu verenin Allah olduğunu dile getirmektir. Aileye öğretilecek tek bir alışkanlık varsa, budur.

Korunma Kur'an İledir; Gerisini Bakım Gösterir

Kendin için yapabileceğin şey bellidir ve Kur'an'ın dışına çıkmaz. Sabah akşam Âyetel Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs okumak. Fâtiha'yı ve Bakara Sûresi'nin son iki âyetini (285 ve 286) dilinden düşürmemek. Hangi sûrenin neden okunduğunu nazar duası hangi sûreler yazısında topladım.

Okurken ezber bir kalıp gibi değil, ne dediğini bilerek oku. Felak Sûresi'nin son âyetinde „haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” Allah'a sığınırsın (Felak, 5). Sığındığın şey bir kişi değil, o şerrin kendisidir. Âyet kimseyi düşman ilan etmez.

Bir de yeni ve kırılgan bir nimeti, oturmadan herkese anlatmamak. Bu kimseden şüphelenmek değildir, ölçüdür.

Hz. Yakub'un, Yûsuf'a rüyasını kardeşlerine anlatmamasını söylemesi (Yûsuf, 5) bu ölçünün Kur'an'daki bir örneğidir. Orada konu nazar değil, kardeşlerin kıskançlığıdır. Ama ders aynı yere çıkar: her nimet, her yere aynı anda anlatılmaz.

Ama okumak bakımın yerini tutmaz. Belirtiler haftalardır sürüyor, müjdelenen şey geri dönmeye başlamışsa ne olduğunu tahminle değil bakımla görmek gerekir. O süreci nazar nasıl bozulur yazısında anlattım.

Ben adını ve annenin adını alır, bana hizmet eden hüddamlarımla durumuna bakarım. Ne varsa onu söylerim; yoksa „yok” derim, doktorluksa doktora yönlendiririm. Amacım kimseyi suçlu ilan etmek değil, üzerindeki ağırlığı görmektir.

Nazarsa Kur'an ve dua ile, Allah'ın izniyle çalışırım. Tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir. Netice Allah'tandır.

Aileden geldiğini düşündüğün bir ağırlık varsa, kimseyle yüzleşmeden önce yaz, birlikte bakalım.

Aileden Gelen Ağırlık İçin Randevu Al →

Sıkça Sorulan Sorular

Anne kendi çocuğuna nazar değdirir mi?

Değdirebilir. Nazar için kötü niyet gerekmez; sevgiyle, hayranlıkla bakan bir göz de duasız kaldığında ağırlık bırakabilir. Anne çocuğunu her gün, uzun uzun görür, bu yüzden bakış en sık onun bakışıdır. Bu anneyi suçlu yapmaz. Çocukta bir rahatsızlık varsa önce çocuk doktoruna gidilir; hekim tarafı temizse ve tablo sürüyorsa manevi tarafa bakılır.

İnsan sevdiği birine nazar eder mi?

Eder. Sahâbe arasında geçen rivayette nazarı değdiren kişi bir düşman değil, hayranlıkla bakan bir mümin kardeştir ve Resûlullah ona bereket dilemediği için sitem eder. Sevgi dikkati artırır, dikkat de bakışı yoğunlaştırır. Kusur sevgide değil, güzelliği görünce Allah'ı anmamaktır. Bu yüzden sevdiğine bakınca „Mâşallah, bârekallah” demek sünnetin öğrettiği edeptir. Sevgini azaltman gerekmez, sadece duayla tamamlaman gerekir.

Nazarın aileden geldiğini nasıl anlarım?

Belirtiye bakarak kesin anlayamazsın, bunu dürüstçe söyleyeyim. Sık görülen desen, sıkıntının aileyle paylaşılan bir müjdenin ardından başlaması ve aile ziyaretlerinden sonra ağırlaşmasıdır. Ama bu desen bir ihtimali gösterir, kaynağı kanıtlamaz; aynı tablo bir düğünden, iş yerinden ya da tıbbi bir sebepten de doğabilir. Önce doktor, sonra bakım. Kaynağı ayırmak teşhisin işidir.

Şüphelendiğim akrabamla yüzleşmeli miyim?

Hayır. Yüzleşme çoğu vakada ters teper: kişi içtenlikle inkâr eder, araya küslük girer ve üzerindeki ağırlık da yerinde durur. Yanlış bir zan sana vebal yükler. Bakım için o kişinin bir şey bilmesine ya da kabul etmesine gerek yoktur. Sen ne yaşadığını anlat, kimden geldiğini çözmek benim işim. Aile bağını korumak da bakımın bir parçasıdır.

Aileden gelen nazara karşı hangi sûreler okunur?

Kaynak kim olursa olsun korunma aynı sûrelerledir. Âyetel Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sabah akşam okunur; Fâtiha ve Bakara Sûresi'nin son iki âyeti de dilden düşürülmez. Bir güzellik gördüğünde „Mâşallah, bârekallah” demek hem senin hem ailenin alışkanlığı olmalıdır. Belirtiler sürüyorsa okumaya devam et, ama bakımı da ertelemeden yaz. Netice Allah'tandır.

İlgili Yazılar

Bu çalışmalar tıbbi veya psikolojik tedavinin tamamlayıcısıdır, alternatifi değildir. Otizm ve MS tıbbın işidir. Şizofreni, psikoz, bipolar ve sara iki türlü olabilir; tıbbi olan türünde doktor tedavisi ve ilaç şarttır — hangisi olduğu bakımda dürüstçe söylenir, tıbbi tedavi asla bıraktırılmaz. Kriz hâlindeysen lütfen önce 112'yi veya bir kriz destek hattını ara. Sonuçlar Allah'ın izniyle olur; garanti verilmez.

Haydar Hoca +10 yıllık tecrübesi ile Biiznillah çözemediği vaka olmadı.

250+ aile kurtardı ve sonsuz güvenilmekte.

Hocaya Yaz