Hastalık Büyüsü Belirtileri Nasıl Anlaşılır?
Bu Yazı Doktorun Yerine Geçmez, Önce Bu Çizgiyi Çekelim
Önce neyin bu yazının konusu olmadığını söyleyeyim. Burada sana bir hastalığın adını koymayacağım, bir tahlil sonucunu yorumlamayacağım, hiçbir ilacın dozuna karışmayacağım. Bunlar hekimin işidir ve öyle kalacak.
Bedeninde süren bir şikâyet varsa, bu sayfayı kapatmadan önce bir randevu al. Ağrı, ateş, kilo kaybı, nefes darlığı, bayılma ya da kanama bekletilmez. Kriz hâlindeysen önce 112'yi ara.
Tedavi görüyorsan ilacını bırakma, azaltma; ameliyatını ya da kontrolünü erteleme. Bir hocanın, bir yakının ya da bir videonun sözüyle de değil. Bu kapıda kimseye tedavisi bıraktırılmaz.
Bunu her yazının başına konan bir uyarı gibi okuma. Bu konuda doğru sıra, yazının geri kalanından daha önemli.
Bu çizgi çekildikten sonra konuşabileceğimiz tek bir soru kalıyor: doktorun yapabileceği her şey yapıldığı hâlde tablo neden oturmuyor?
Hastalık Büyüsü Var mı? Büyü Gerçektir, Ama Her Hastalık Büyü Değildir
Kısa cevap: büyü vardır. Bakara Sûresi'nin 102. âyeti büyünün öğretildiğini, onunla karı koca arasının ayrıldığını anlatır ve hemen ardından sınırı koyar: Allah'ın izni olmadıkça onunla kimseye zarar veremezler. Buhârî ve Müslim'deki rivayette Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) de büyü yapıldığı ve bir süre etkisini hissettiği anlatılır.
Yani büyünün bedene dokunabileceğini söylemek dinen yanlış değildir. Yanlış olan, bundan “demek ki benim hastalığım da büyü” sonucunu çıkarmaktır.
Hastalık da Allah'ın yarattığı bir gerçektir. Çoğu şikâyetin arkasında bir enfeksiyon, bir hormon bozukluğu, bir eksiklik ya da yıllarca taşınmış bir yük vardır. Önüme gelen tabloların büyük kısmında manevi bir sebep çıkmaz. Bunu söylemek bana bir şey kaybettirmez; söylememek sana kaybettirir.
Şifa da iki tarafta aynı yerden gelir. Şuarâ Sûresi'nin 80. âyetinde İbrâhim aleyhisselâm “Hastalandığımda bana şifa veren O'dur” der. Doktora gitmek de Kur'an okumak da sebebe sarılmaktır; ikisi birbirinin rakibi değildir, ikisinin de sonucu Allah'a aittir.
Büyünün kendisi ise haramdır. Yapan da yaptıran da şirke girmiştir. Biz büyü bozarız, büyü yapmayız.
Belirtiye Bakarak Ayırt Edemezsin, Çünkü Beden Tek Bir Dil Konuşur
İnternette dolaşan hastalık büyüsü belirtileri listelerine bak: baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, çarpıntı, eklem ağrısı, uykusuzluk. Bunların her biri onlarca hastalığın da belirtisidir.
Sebebi basit. Beden bir yük altına girdiğinde, o yük nereden gelirse gelsin, elindeki birkaç yolla cevap verir: ağrıyla, yorgunlukla, uykuyla, iştahla, kalp atışıyla. Bir virüs de, uzun süren bir kaygı da, manevi bir ağırlık da aynı kapılardan dışarı çıkar.
Bu yüzden “başım ağrıyor, bu büyü mü” sorusunun cevabı belirtinin kendisinde yoktur. Aynı şikâyeti taşıyan iki insandan birinde tiroit çıkar, öbüründe hiçbir şey çıkmaz.
İşin bir de korku tarafı var. Aklına bir kez “büyü olabilir” düşüncesi girdiğinde, bedenindeki her sızıyı ona delil sayarsın. Sabah kolun uyuşur, delil olur. Akşam başın döner, o da delil olur.
Kaygının kendisi de çarpıntı, kas ağrısı ve uykusuzluk yapar. Böylece şüphe, kendi belirtisini üretir ve kendini doğrular. Liste işaretleyerek bu döngüden çıkılmaz.
Ayrım başka bir yerde yapılır: şikâyetin zaman içinde nasıl davrandığında. Genel büyü belirtileri yazısında kümeden söz ettim. Hastalık tarafında buna bir ölçü daha eklemek gerekiyor.
Asıl Ölçü Seyirdir: Şikâyet Tanının Haritasına Uyuyor mu?
Her hastalığın bir seyri vardır. Hekim bir tanı koyduğunda aslında bir harita da çizer: bu şikâyet şu kadar sürer, bu ilaca şu sürede cevap verir, şu tetkikte şöyle görünür. Tıbbın gücü bu haritadadır.
Manevi tarafı düşündüren şey belirtinin şiddeti değil, şikâyetin bu haritanın dışına taşmasıdır. Bunu da senin değil, doktorunun söylemesi gerekir. Kontrole gittiğinde şunları sor:
- Bu şikâyet, konulan tanının beklenen seyrine uyuyor mu?
- Tedaviye verdiğim cevap beklediğiniz gibi mi?
- Tetkikler temiz çıktığı hâlde şikâyetin sürmesini açıklayacak başka bir branş, başka bir tetkik ya da ikinci bir görüş gerekir mi? Gerekiyorsa önce onu yaptır; “yapılacak başka bir şey kalmadı” cevabını duymadan manevi tarafa geçmek erkendir.
Doktorun “bu bulgularla bu kadar şikâyet beklemezdim” dediği an önemlidir. Tek başına hüküm değildir, ama tablonun bakılmayı hak ettiğini gösterir.
Somut düşünelim. Doktorun “bu tedaviyle birkaç hafta içinde rahatlamanı beklerim” dediği bir şikâyet, aylar geçtiği hâlde yerinden kıpırdamıyorsa, önce doktor tedaviyi gözden geçirir. Doz değişir, tanı yeniden sorgulanır, belki başka bir uzmana gidilir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra da harita ile gerçek arasındaki fark kapanmıyorsa, işte o fark konuşulmaya değer.
Bir de kendi tarafında tutacağın iki sütunlu bir kâğıt var. Sol sütuna doktor ziyaretlerini, tanıları ve tetkik tarihlerini yaz. Sağ sütuna aynı aylarda hayatında olanları: bir kavga, bir ayrılık, bir düğün, bozulan bir ortaklık, bir miras meselesi.
İki sütunu yan yana koyunca şikâyetin başladığı ay ile hayattaki bir kırılmanın ayı çakışıyor mu, görürsün. Bu kâğıt, üzerimde büyü var mı sorusunu eleyerek daraltırken de işine yarar.
Kâğıdı doldururken gün yazmana gerek yok, ay yeter. Sağ sütuna kimsenin adını yazma; “şu kişi yaptı” diye bir hüküm kurmak hem o insana haksızlıktır hem de seni tüketir. Olayı yaz, kişiyi yazma. Bir de şunu not et: şikâyet bir yere gidince, bir eve girince ya da bir kişiyle görüşünce değişiyor mu?
Doktor Bir Hastalık Bulduysa, O Hastalık Gerçektir ve Tedavisi Sürer
Burası en çok yanlış anlaşılan yerdir. İnsanlar “ya hastalıktır ya büyü” diye düşünür. Oysa ikisi aynı bedende bir arada bulunabilir.
Diyelim ki tetkikte gerçek bir bulgu çıktı. O bulgu vardır ve tedavisi yapılır. Arkasında manevi bir ağırlık da olsa bu değişmez; manevi tarafa bakılacaksa tedavinin yanında bakılır, onun yerine değil.
Bana sorarsan, bu konuda insana en çok zarar veren şey büyünün kendisi değil, doktor randevusunu iptal ettiren şüphedir. “Hocaya gösterdim, nasılsa geçer” diye ertelenen bir kontrol, telafisi olmayan bir kayba dönüşebilir. Bu cümleyi kendi kapıma karşı da söylüyorum.
Bu yüzden bana yazarken doktorunun ne dediğini ve hangi tetkiklerin yapıldığını da yaz. Rapor bana teşhis koydurmaz, onu yorumlamak benim işim değil. Ama doktorun neyi elediğini görmek, nereye bakmamam gerektiğini gösterir. Temiz bir tıbbi dosya, manevi bakımı daraltır ve netleştirir.
Tersi de doğrudur. Bakımda manevi bir şey görülmemesi, şikâyetinin hayal olduğu anlamına gelmez. O zaman cevap hâlâ tıptadır ve seni oraya, gerekirse başka bir uzmana, gönül rahatlığıyla gönderirim. Olmayan bir büyüyü var gösterip seni hekimden uzak tutmak, sana yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Aynı mantık ruh sağlığı tarafında da geçerlidir. Kaygı ve çökkünlükte iki katmanın nasıl birlikte yürüdüğünü anksiyete ve depresyonun manevi sebebi yazısında ayrıca anlattım.
Tetkik Temiz, Tedavi Düzenli, Şikâyet Sürüyorsa Hangi İşaretlere Bakılır?
Tıbbi eleme tamamlandı, tedavini aksatmadan sürdürdün, ama tablo yerinde duruyor. Bu noktada yıllardır önüme gelen vakalarda tekrar eden bazı işaretler var:
- Şikâyet organdan organa geçiyor. Bir yer tetkikle temize çıkınca başka bir yer şikâyet vermeye başlıyor; önce mide, sonra eklemler, sonra baş.
- Başlangıcın bir tarihi var. Kâğıttaki sağ sütunda bir kırılma ile sol sütundaki ilk şikâyet aynı aya düşüyor.
- Gece ve yalnızken ağırlaşıyor. Gündüz kalabalıkta idare edilen şikâyet akşam çöküyor.
- Kur'an okunurken ya da dinlenirken bunaltı artıyor. Âyetel Kürsî okununca göğüste daralma, odadan çıkma isteği. Yorgun ve kaygılı bir insan da sesten rahatsız olabilir; bu yüzden bu işaret tek başına en az şey söyleyenidir.
İlk işaretin neden önemli olduğunu biraz açayım. Bir hastalığın çoğu zaman bir adresi vardır: bir organ, bir sistem, bir tahlil değeri. Tedavi o adrese gider ve şikâyet orada geriler.
Adresi sürekli değişen, her tetkikten sonra başka bir kapıya taşınan bir şikâyet, doktoru da yorar. Hekimin tek bir tanıda toplayamadığı böyle bir tablo, manevi tarafın da sorulmasını hak eder.
Hiçbiri tek başına teşhis değildir. Birkaçı bir arada ve aylarca sürüyorsa tabloya usûlünce bakılır.
Şunu da açık söyleyeyim: bunu uzaktan, bir yazıyla kesin söylemek mümkün değil. Bu dört işaretin hepsi sende olsa bile bir hastalığın alışılmadık seyri çıkabilir. Hiçbiri olmasa bile bakımda bir şey görülebilir. Liste bir kapıyı gösterir, kapının arkasını göstermez.
Hekimle manevi bakımın hangi sırayla yürüdüğünü şifa çalışmaları yazısında ayrıca yazdım.
Otizm ve MS'te Kapı Yalnızca Hekime Açılır
Otizm ve MS tıbbın işidir. Bu tablolara hastalık büyüsü çerçevesiyle bakmam, seni doktoruna yönlendiririm.
Şizofreni, psikoz, bipolar ve sara ise iki türlüdür: bir kısmı tıbbidir, bir kısmı manevi kaynaklıdır. Hangisi olursa olsun doktorunla çalışmaya devam edersin ve ilacın asla bıraktırılmaz. Kanser, kalp ya da böbrek gibi süreci olan bir hastalıkta da kural aynıdır. Ameliyat, kemoterapi, diyaliz ertelenmez.
Bozma Kur'an ve Dua ile Yapılır, Tedavinin Yerine Değil Yanına
Bakımda bir büyü görülürse, o bağ Allah'ın izniyle yalnızca Kur'an ve dua ile çözülür. Karşı büyü yok, kimseye bir şey gönderilmez. Senden saç, tırnak, altın ya da kurban isteyen kapının ne olduğunu gerçek hoca nasıl anlaşılır yazısında tek tek saydım.
Sıra şudur: adını ve annenin adını alırım, bana hizmet eden hüddamlarım ile durumuna bakarım. Büyü varsa söylerim, yoksa “yok” derim. Doktorun işiyse seni doktora gönderirim. Çalışmanın adımlarını büyü nasıl bozulur yazısında anlattım.
İlk mesajında uzun bir belirti listesi yazmana gerek yok. Şikâyetin ne zaman başladığını, doktorun ne dediğini, tedavinin nasıl gittiğini ve iki sütunlu kâğıtta gördüğün çakışmayı yaz. Olduğu gibi anlat, süslemeye çalışma. Yazdıkların aramızda kalır.
Çalışma başladıktan sonra şikâyetlerin bir süre sertleşmesi olabilir; bunun neden olduğunu büyü bozulurken görülen belirtiler yazısında ayrı yazdım. Bu süreçte de doktor kontrollerin aynen devam eder. Yeni ya da ağırlaşan bir bedensel şikâyet önce hekime gösterilir.
Kendi başına her gün yapabileceğin şey, abdestli ve niyet ederek Fâtiha, Âyetel Kürsî, Felak ve Nâs okumaktır. Şifa niyetiyle İsrâ 82, Şuarâ 80 ve Fussilet 44 de okunur. Bunlar ilacının yanında okunur.
Aradığımız şey yalnızca “büyü bozuldu” cümlesi değil. Aylardır doktor doktor gezen birinin kontrole bu sefer başka bir soruyla gitmesi, gece yatağa girerken bedenini yeniden kendi bedeni gibi hissetmesi, namazını ağrıyla bölmeden kılabilmesi. Sebebine sarılmak bizim işimizdir. O günü getirmek Allah'ın takdiridir.
Ücret tek bir bakım ücretidir, ilk görüşmede net söylenir, sonradan artmaz. Şifayı veren Allah'tır; netice Allah'tandır. Tetkiklerin temiz, tedavin sürüyor ama tablo yerinden kıpırdamıyorsa yaz, birlikte bakalım.
Sıkça Sorulan Sorular
Hastalık büyüsü var mı?
Büyü vardır; Bakara Sûresi 102. âyet bunu anlatır ve Allah'ın izni olmadıkça büyünün kimseye zarar veremeyeceğini de bildirir. Büyünün bedene dokunabileceğini söylemek dinen yanlış değildir. Ama her hastalık büyü değildir. Önüme gelen tabloların büyük kısmında manevi bir sebep çıkmaz, çaresi hekimdedir. Bu yüzden sıra hiç değişmez: önce doktor, tetkik ve tedavi. Manevi tarafa ancak bunlardan sonra, tablo hâlâ oturmuyorsa bakılır.
Hastalık büyüsü nasıl anlaşılır?
Belirtinin kendisine bakarak anlaşılmaz, çünkü baş ağrısı, halsizlik ya da çarpıntı onlarca hastalığın da belirtisidir. Ölçü seyirdir. Doktoruna şikâyetin konulan tanının beklenen seyrine uyup uymadığını sor. Tetkikler temiz, tedavi düzenli ve şikâyet yine de sürüyorsa, organdan organa geçme, bir kırılma tarihiyle başlama ve gece ağırlaşma gibi işaretlere bakılır. Kesin teşhisi bir yazı değil, bakım koyar.
Hastalık büyüsü nedir?
Halk arasında, kişinin sağlığını bozmak niyetiyle yapıldığına inanılan büyüye verilen addır. Ayrı bir kitap terimi değildir; büyünün bedene ve sağlığa yerleştiği tabloyu anlatır. Büyü yapmak da yaptırmak da haramdır, yapan da yaptıran da şirke girmiştir. Nasıl yapıldığını anlatmam; bu ilim öğretilecek değil, bozulacak bir şeydir. Şunu da unutma: bu adı taşıyan şikâyetlerin çoğu gerçek bir hastalıktır.
Hastalık büyüsü nasıl bozulur?
Bakımda gerçekten bir büyü görülürse, Allah'ın izniyle yalnızca Kur'an ve dua ile bozulur. Karşı büyü yapılmaz, kimseye zarar verilmez, saç, tırnak ya da altın istenmez. Önce adın ve annenin adıyla teşhis yapılır; yoksa “yok” denir. Bozma sürecinde doktor tedavin ve kontrollerin aynen devam eder, biri öbürünün yerine geçmez. Netice Allah'tandır, garanti veren doğru söylemiyordur.
Hastalık büyüsünden kurtulmak için ilacı bırakmak gerekir mi?
Hayır, asla. İlacını bırakma, dozunu kendi başına azaltma, ameliyatını ya da kontrolünü erteleme. Manevi bir ağırlık olsa bile bulunan hastalık gerçektir ve tedavisi sürer. Sana “ilacı bırak, ben hallederim” diyen kişi seni tehlikeye atıyordur. Bu kapıda manevi bakım tedavinin yanında yürür, yerine geçmez. İlacın hakkındaki her kararı doktorun verir; bir hoca da, ben de bu kararın içinde yer almayız.
Tahlillerim temiz ama şikâyetim sürüyor, bu büyü mü?
Tek başına büyü olduğunu göstermez. Temiz tahlil bazen başka bir branşın, başka bir tetkikin ya da ikinci bir görüşün gerektiğini gösterir; önce bunu doktoruna sor. Hekim yapılacak başka bir şey kalmadığını söylediyse ve tedavi düzenli sürdüğü hâlde şikâyet tanının seyrine uymuyorsa, o zaman manevi tarafa bakılması anlamlı olur. Hangisi olduğunu bakım gösterir.
Hastalık büyüsü organdan organa geçer mi?
Sık gördüğüm tablolardan biri budur: bir yer tetkikle temize çıkınca başka bir yer şikâyet vermeye başlar. Ama bu işaret tek başına hüküm değildir. Bazı hastalıklar da farklı organlarda belirti verir, uzun süren kaygı da bedende yer değiştiren şikâyetler yapabilir. Önce doktorun bu tabloyu tek bir tanıyla açıklayıp açıklayamadığını öğren. Açıklanamıyorsa ve başka işaretler de eşlik ediyorsa bakılır.