ACİL YARDIMA MI İHTİYACIN VAR? Hemen Yaz →
Haydar Sezer TEKELİHüddam · İcazetli Havass Hocası · Bioenerji ve Metafizik Uzmanı
Helâl ve Haram

Hocaya Gitmek Günah mı, Şirk mi? Hükmü Kapıda Yapılan İş Belirler

Haydar Sezer Tekeli · Hüddam, İcazetli Havass Hocası ·
Hocaya gitmek kendi başına günah değildir; hükmü gidilen yerde yapılan iş belirler. Büyü yapan, fal bakan, gaybdan haber veren ya da Şeriat'a aykırı bir şey isteyen kişiye gitmek haramdır. Kur'an okuyan, dua eden ve sonucu Allah'tan bekleyen birine okunmak ise Sünnet'te yeri olan rukyedir. Netice Allah'tandır.
Ardına kadar açık ahşap kapıların arasından görünen cami avlusu, şadırvan ve kubbeler

Günahı Belirleyen Kapıdaki Unvan Değil, İçeride Yapılan İştir

Hayır, hocaya gitmek kendi başına günah değildir. Günah olan, gidilen yerde yapılan iştir. Kapının üstünde “hoca” yazması o kapıyı helâl yapmaz; aynı kelime onu haram da yapmaz.

Ölçü şudur: gittiğin kişi Kur'an okuyor, anlaşılır bir dille dua ediyor ve sonucu Allah'tan bekliyorsa, yaptığı iş Resûlullah'ın izin verdiği rukyedir. Büyü yapıyorsa, fal bakıyorsa, gaybdan haber veriyorsa ya da senden Şeriat'a aykırı bir şey istiyorsa, ona gitmek haramdır. Adının hoca, şeyh ya da bakıcı olması hükmü değiştirmez.

(Kelimenin kendisi Farsça “hâce”den gelir, efendi ve öğretmen demektir. Anadolu'da sınıfa giren öğretmene de hoca denir, camide vaaz veren imama da. Çocuğunu okula gönderdi diye günaha girdiğini düşünen kimseyi tanımıyorum.)

Soru boşuna sorulmuyor. Bugün kendine hoca diyenlerin bir kısmı kurşun döküyor, ip düğümlüyor, altın istiyor. İnsan bunu görünce aynı kelimeyi taşıyan her kapıyı aynı sanıyor. Tabela aynı olunca içerisi de aynı sanılıyor, ama ölçü tabelada değil, içeride okunan şeyde ve senden istenen şeydedir.

Bu soruyu bana yazanların çoğu dindar insanlar. Namazını kılan, haramdan korkan, evinde aylardır süren bir ağırlık olduğu hâlde “ya daha büyük bir günaha girersem” diye mesajını göndermeden bekleyen insanlar. Bu bekleyiş imanın ayakta olduğunu gösterir, hafife alınacak bir şey değildir. Aşağıda önce haram tarafı, sonra helâl tarafı delilleriyle yazıyorum. En sonda da gittiğin kapının hangi tarafta durduğunu anlaman için somut sorular var.

Büyü Yapan, Fal Bakan ya da Aykırı Bir Şey İsteyen Kapıya Gitmek Haramdır

Haram tarafı Kur'an'da açıktır. Bakara Sûresi'nin 102. âyeti büyüyü şeytanların insanlara öğrettiği bir şey olarak anlatır ve onu satın alanın âhirette bir nasibi olmadığını bildirir. Büyü yapan da yaptıran da bu hükmün içindedir. Büyüyü büyüyle bozdurmak da aynı kapıya çıkar; bunu büyü bozdurmak günah mı yazısında hadisleriyle ayrıca anlattım.

İkinci haram kapı, gaybdan haber vermektir. En'âm Sûresi'nin 59. âyeti gaybın anahtarlarının Allah katında olduğunu ve onları O'ndan başkasının bilmediğini bildirir. Fincana ya da kurşuna bakıp “seneye evlenirsin” diyen de, tesbih çekip “bunu sana halan yaptırdı” diyen de aynı işi yapıyor. Kıyafet değişir, yapılan iş değişmez.

Bu kapının hükmü hadiste de ağırdır. Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin rivayet ettiği hadiste Resûlullah, bir kâhine gidip onun söylediğini tasdik edenin Muhammed'e indirilen şeyi inkâr etmiş olacağını bildirir. Yani mesele yalnızca gitmek de değil, gidilen yerde duyulana kalbin teslim olmasıdır.

Üçüncüsü, senden Şeriat'a aykırı bir şey istenmesidir: Allah'tan başkası adına kesilen kurban, anlamı söylenmeyen yazılar, mezara bir şey gömdürmek, saç ya da tırnak. Ana sayfada bu işaretlerin on üçünü tek tek sıraladım. Birini görürsen orada dur. O kapıya gitmek günahtır; o kapıdan verilen “çareyi” kullanmak ise günahı büyütür.

Beyaz giysili birinin parmağıyla takip ederek okuduğu açık Kur'an-ı Kerim

Kur'an ile Okunmak Sünnettir: Resûlullah Nazara Karşı Okutulmasını Emretti

Öbür taraf da delilsiz değil. Müslim'deki rivayette sahabe, cahiliye döneminde yaptıkları okumaların hükmünü sorar. Resûlullah şöyle buyurur: “Rukyelerinizi bana arz edin. Şirk bulunmadıkça rukyede bir sakınca yoktur.” (Müslim, Selâm 64)

Hadis okuyanı değil, okunanı ölçüye vuruyor. Okunan şey Allah'ın kelâmı ya da anlaşılır bir dua ise kapı açıktır.

Daha açığı da var. Buhârî ve Müslim'de geçen rivayette Hz. Âişe, Resûlullah'ın nazara karşı rukye yapılmasını emrettiğini anlatır. Ümmü Seleme'nin naklettiği bir başka rivayette Resûlullah, yüzünde renk değişikliği gördüğü bir kız için “Ona okutun, çünkü onda nazar var” buyurur. Yani başkasına okutmak Sünnet'in dışında kalan bir şey değil, bizzat Sünnet'in içindedir. Müslim'deki bir rivayette de Resûlullah rahatsızlandığında Cebrâil'in ona okuduğu nakledilir.

Bu rivayetlerde dikkatimi çeken bir ayrıntı var: hiçbirinde okuyanın unvanı sorulmaz. Sorulan şey okunanın ne olduğudur. Anadolu'da bu işe asırlardır “okunmak” denir ve kelime yerindedir, çünkü yapılan iş bir okumadır. Okunan şey Allah'ın kelâmı olduğu sürece ve okuyana bir güç yüklenmedikçe ortada şirk yoktur; şifa da okuyandan değil, Allah'tan istenmiş olur.

Rukyenin şartlarını ve kendine okuyabileceğin sûreleri rukye nedir yazısında uzun uzun anlattım. Burada şunu bilmen yeter: okunmak için birine gitmek, Resûlullah'ın ümmetine kapattığı bir kapı değildir.

Tevekküle Aykırı mı? Yetmiş Bin Kişi Hadisi Ne Söyler, Ne Söylemez

Buradaki en ciddi itiraz başka bir hadisten gelir ve onu saklamak dürüst olmaz. Buhârî ve Müslim'deki rivayette Resûlullah, ümmetinden yetmiş bin kişinin hesapsız cennete gireceğini haber verir ve onları anlatır: rukye istemeyenler, dağlanmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve yalnız Rablerine tevekkül edenler.

Bunu okuyan haklı olarak soruyor: o hâlde okutmak için birine gitmek bir eksiklik değil mi?

Âlimlerin büyük kısmı bu hadisi bir yasak olarak değil, tevekkülün en yüksek derecesini anlatan bir fazilet olarak okumuştur. Çünkü aynı Resûlullah nazar için okutulmasını emretmiştir ve emrettiği bir şeyi haram kılmamıştır. Hadisin anlattığı insan, derdini aracısız Rabbine taşıyabilen insandır.

Tevekkülün sebebi terk etmek olmadığını Tirmizî'deki bir rivayet de gösterir. Bir bedevi devesini bağlamadan Allah'a tevekkül ettiğini söyleyince Resûlullah ona “Önce bağla, sonra tevekkül et” der. Deveyi bağlamak sebeptir, onu yerinde tutan Allah'tır. Hasta olanın doktora gitmesi nasıl tevekkülü bozmuyorsa, derdi olanın Kur'an ile okunması da bozmaz.

Bence bu hadisten çıkan pratik ders şudur: ilk okuyan sen ol. Âyetel Kürsî'yi, Felak'ı ve Nâs'ı her gün kendin oku. Bir hocaya gitmek, kendi okumanı bırakmanın bahanesi olmamalı. Açıkça söyleyeyim, okumasını bırakıp bütün güvenini bir insanın sesine bağlayan kişi, hocaya hiç gitmeyen ama hiç okumayan kişiden daha iyi bir yerde değildir. Okuduğun hâlde bir şey değişmiyorsa ya da neyle uğraştığını bilmiyorsan, bakım o zaman bir sebeptir. Sebebe sarılmak da emredilmiştir.

Pencerelerden süzülen güneşin kırmızı ve yeşil cami halısına düştüğü boş bir cami içi

Hangi Kapıda Durduğunu Bu Yedi Soru Gösterir

Farkı görmek için ilim sahibi olman gerekmez. Kapının içinde ne olduğunu, sana ne söylendiğinden çok senden ne istendiği gösterir. Şunları sor ve cevabını kendin tart:

  1. Ne okuduğunu söylüyor mu? Meşru okumanın gizlisi olmaz. “Ne okuduğumu sana söyleyemem” diyen bir okuma, Müslim'deki “bana arz edin” ölçüsünden daha ilk adımda çıkar.
  2. Gelecekten haber veriyor mu? “Şu ay evleneceksin” ya da “bunu yapanın adı M ile başlıyor” gibi cümleler bakım değil, faldır.
  3. Senden bir şey istiyor mu? Saç, tırnak, kilit, altın, kurban, mezar toprağı. Biri bile varsa kapı yanlıştır.
  4. Bedenine dokunuyor ya da yalnız kalmanı istiyor mu? Vücuda yazı yazan, sırt döven, “kimseye söyleme, yalnız gel” diyen kişiden uzaklaş.
  5. Ücreti baştan söylüyor mu? Bakara Sûresi'nin 41. âyeti âyetlerin az bir pahaya satılmamasını emreder. Bakımdan sonra “şu kadar ver, şifayı verelim” diyen bu emrin karşısına geçmiştir.
  6. Olmayana “yok” diyebiliyor mu? Herkese büyü bulan kişi bakmıyordur.
  7. Seni doktoruna gönderiyor mu? Bedensel bir şikâyette önce hekimi söyleyen ve ilacını asla bıraktırmayan kişi işinin sınırını biliyordur.

Bu ölçülerin tamamını gerçek hoca nasıl anlaşılır yazısında açtım. Muskada da ölçü yine içeriktir; muska caiz mi yazısında içinde ne yazdığına göre ele aldım.

Bu soruları ödeme yapmadan önce sor. Doğru kapı sorulmaktan rahatsız olmaz; ne okuduğunu da, ücretinin ne olduğunu da sen sormadan söyler. Sorunca kızan, konuyu değiştiren ya da “önce gel, sonra konuşuruz” diyen kişi, sorunun cevabını zaten vermiştir.

Helâl Yoldan Gidilince Vicdan da Rahat Eder

Şunu da açık konuşayım: “hocaya gitmek şirktir” diye toptan verilen hüküm dertli insanı doğru kapıya çağırmıyor, onu yalnız bırakıyor. Yalnız kalan insan da çoğu zaman gece yarısı internette bulduğu en kötü kapıya yazıyor. Doğrusu kapıyı kapatmak değil, kapıların farkını öğretmektir.

Daha önce yanlış bir kapıya gittiysen, bilmeden ya da çaresizlikten, tevbe kapısı açıktır. Tahrîm Sûresi'nin 8. âyeti iman edenleri Allah'a içtenlikle tevbe etmeye çağırır. Orada neler yapıldığını bakımda da açıkça konuşuruz.

Bizim tarafımız belli: büyü bozarız, büyü yapmayız. Yalnızca Kur'an ve dua ile çalışırım. Bakım uzaktan yapılır, kimse bedenine dokunmaz. Adını ve annenin adını alırım, ne varsa söylerim, yoksa “yok” derim. Tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir, sonradan artmaz. Şifa Allah'tandır; ona fiyat konmaz.

Aradığımız yer şurası: derdini anlattığın gecenin sabahında vicdanının rahat olması. Namaza dururken “acaba yanlış bir şey mi yaptım” düşüncesinin aklına gelmemesi. Evdeki ağırlık kalktığında şükrünü içinde bir düğüm olmadan edebilmek. Gece kalkıp teheccüde durduğunda, dua ederken aklının bir hocanın sözünde değil yalnızca Rabbinde olması. Helâl yoldan yürünen yolun sonundaki huzur da helâldir. Netice Allah'tandır. Hangi kapıda olduğunu bilmek istiyorsan randevunu al; yaz, birlikte bakalım.

Helâl Yoldan Bakım İçin Randevu Al →

Sıkça Sorulan Sorular

Hocaya gitmek günah mı?

Kendi başına günah değildir. Günah olan, gidilen kişinin yaptığı iştir. Büyü yapan, fal bakan, gaybdan haber veren ya da senden kurban, saç, tırnak gibi Şeriat'a aykırı şeyler isteyen birine gitmek haramdır. Kur'an okuyan, anlaşılır bir dille dua eden ve sonucu Allah'tan bekleyen birine okunmak ise Resûlullah'ın izin verdiği rukyedir. Unvana değil, kapının içinde ne yapıldığına bak.

Hocaya gitmek şirk midir?

Şirk, Allah'a ait olan bir şeyi başkasına vermektir: gayb bilgisini, gücü, şifayı. Bir hocaya gidip Kur'an okunmasını istemek bunu içermez; okunan Allah'ın kelâmıdır, şifayı veren de O'dur. Şirk, okuyana güç yüklediğin yerde başlar. “O okursa kesin geçer” dediğin an güven yer değiştirmiştir. Allah'tan başka bir varlığa sığınan ya da anlamı söylenmeyen okumalar da bu sınırın dışına düşer.

Hocaya gitmek caiz midir, Diyanet ne diyor?

Bir fetvayı kelimesi kelimesine bilmeden buraya aktarmam; yanlış aktarılan bir fetva, hiç aktarılmamışından daha çok zarar verir. Ölçünün dayandığı kaynaklar ise açıktır: Müslim'deki rivayette Resûlullah, şirk bulunmadıkça rukyede sakınca olmadığını söyler; Bakara 102 büyüyü küfürle birlikte anar. Yani Kur'an ile okunmak caizdir, büyü ve fal haramdır. Kendi durumun için emin olmak istersen müftülüğe ya da mahallendeki imama da sorabilirsin.

Hocaya okunmak tevekküle aykırı mı?

Aykırı değildir. Yetmiş bin kişi hadisi rukye istemeyenleri tevekkülün yüksek bir derecesiyle anar; ama aynı Resûlullah nazar için okutulmasını emretmiştir, bu yüzden âlimler hadisi yasak değil fazilet olarak okumuştur. Tevekkül sebebi terk etmek değil, sebebe sarılıp neticeyi Allah'a bırakmaktır. Kendi okumanı hiç bırakma; bir hocaya gitmek onun yerine değil, yanına gelir.

Daha önce büyü yapan birine gittim, şimdi ne yapmalıyım?

Önce içtenlikle tevbe ve istiğfar et. Bilmeden ya da çaresizlikten gidildiyse de tevbe kapısı açıktır. O kişinin verdiği muskayı, kâğıdı ya da nesneyi kendi başına açma, yakma ya da çöpe atma; fotoğrafını çekip sor. Orada neler yapıldığını ve üzerinde bir şey kalıp kalmadığını bakımda açıkça konuşuruz. Bir başkasının aldığı parayı geri getiremem, ama bu sefer arkasından ikinci bir ücret gelmez.

Hocaya gitmek yerine kendim okusam olmaz mı?

Olur, zaten ilk adım budur. Hz. Âişe'nin rivayetine göre Resûlullah hastalandığında Felak ve Nâs sûrelerini okuyup kendi üzerine üflerdi. Fâtiha, Âyetel Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs'ı her gün kendin okuyabilirsin, kimseden izin gerekmez. Okumak kalkandır, ama sende gerçekte ne olduğunu göstermez. Aylarca okuduğun hâlde aynı ağırlık dönüyorsa ya da neyle uğraştığını bilmiyorsan, bakım o soruya cevap verir.

Ücret alan bir hocaya gitmek caiz mi?

Şifa Allah'tandır ve ona fiyat konmaz. Alınan ücret zamanın ve emeğin karşılığıdır. Buhârî'deki Fâtiha rivayetinde sahabe, okuduğu rukye için verilen karşılığı alır ve Resûlullah bunu onaylar. Haram olan, “şu kadar ver, şifayı verelim” diye şifayı pazarlığa koymak ve her görüşmede yeni bir ücret çıkarmaktır. Bizde tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir, sonradan artmaz.

İlgili Yazılar

Bu çalışmalar tıbbi veya psikolojik tedavinin tamamlayıcısıdır, alternatifi değildir. Otizm ve MS tıbbın işidir. Şizofreni, psikoz, bipolar ve sara iki türlü olabilir; tıbbi olan türünde doktor tedavisi ve ilaç şarttır — hangisi olduğu bakımda dürüstçe söylenir, tıbbi tedavi asla bıraktırılmaz. Kriz hâlindeysen lütfen önce 112'yi veya bir kriz destek hattını ara. Sonuçlar Allah'ın izniyle olur; garanti verilmez.

Haydar Hoca +10 yıllık tecrübesi ile Biiznillah çözemediği vaka olmadı.

250+ aile kurtardı ve sonsuz güvenilmekte.

Hocaya Yaz