Büyü Bozdurmak Günah mı?
Mesajı Bekleten Soru: Bu Beni Günaha Sokar mı?
Bana yazmadan önce insanların bir kısmı aynı yerde takılıp kalıyor. Mesaj yazılmış ama gönderilmemiş. Bekleten şey korku değil, vicdan: “Ya büyü bozdurmak da günahsa? Ya bir derdi kaldırayım derken daha büyüğüne girersem?”
Bu soruyu en çok namazında niyazında olan insanlar soruyor. Sık gördüğüm tablo şu: evdeki ağırlık aylardır sürüyor, kişi büyü belirtilerini kendi hayatında tek tek görüyor, ama bu sorunun cevabını bilmediği için kimseye yazamıyor.
Bu bekleyişi hafife almıyorum. Bir derdin içindeyken bile “Allah bundan razı olur mu” diye durabilmek, imanın ayakta olduğunu gösterir. Çare arayan herkes bu soruyu sormuyor. Sorana cevabı borçluyum.
Cevap iki parçalı.
Büyü yapmak da yaptırmak da haramdır. Bozdurmak ise hangi yolla bozdurulduğuna bağlıdır. Kur'an, dua ve içinde şirk olmayan rukye ile yapılan iş meşrudur. Karşı büyüyle, sihirbazla ya da kâhinle yapılan iş ise kaçmaya çalıştığın haramın ta kendisidir.
Ölçünün nereden geldiğini görmek için Bakara Sûresi'nin 102. âyetine bakmak yeter. Âyet büyünün şeytanlardan öğrenildiğini anlatır ve araya bir cümle koyar: onlar Allah'ın izni olmadıkça onunla kimseye zarar veremezler.
Bütün mesele bu cümlede. Zarar bile Allah'ın izniyle oluyorsa, kalkması da O'ndan istenir. Büyünün geldiği yere, yani şeytanın yoluna dönüp çare aramak tersine yürümektir. Allah'a dönüp istemek ise zaten emredilmiş olandır.
Haram Olan Bozdurmak Değil, Büyüyü Büyüyle Bozdurmaktır
Klasik kaynaklarda büyünün çözülmesine “nüşre” denir. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz'e nüşre sorulur, o da “O şeytan işidir” der.
Bu hadisi ilk okuyan “demek ki bozdurmak da yasak” diye düşünüyor. Öyle değil. Âlimler bu hadisi, cahiliye döneminde bilinen türe, yani büyünün yine büyüyle çözülmesine yorumlamıştır. Çünkü aynı Peygamber Efendimiz rukyeyi yasaklamamış, Müslim'deki rivayette “İçinde şirk bulunmayan rukyede bir sakınca yoktur” buyurmuştur.
Sünnette bunun örneği de var. Buhârî'deki rivayette Âişe validemiz, Peygamber Efendimiz'in hastalandığında Felak ve Nâs sûrelerini okuyup kendi üzerine üflediğini anlatır. Yani Kur'an ile okunmak, bir sıkıntının kalkması için Allah'a sığınmak, Peygamber'in kendi yaptığı şeydir. Bunu yaptırana günahkâr demek, sünneti günah saymak olur.
Böylece iki ayrı yol ortaya çıkıyor:
- Meşru yol: Kur'an okunarak ve dua ile Allah'tan istenen çözüm.
- Haram yol: büyüyü karşı büyüyle kaldırmak, işini büyüyle ve kâfir ifritlerle gören birine başvurmak, Allah'tan başkası adına kurban kesmek, anlamı bilinmeyen yazı ve tılsımlarla iş görmek. Bu yola giren kişi bir zarardan kurtulayım derken şeytana başka bir kapıdan yaklaşır. Çoğu vakada dert yer değiştirir ama gitmez, üstüne bir de vebal eklenir.
Şöyle diyeyim: mesele bozdurmak fiilinde değil, bozanın elindeki alettedir. Aslında daha doğrusu, alet de değil; talebin kime yöneldiği. Allah'a yönelen bir istekte vicdanını kemirecek bir şey yoktur. Başka bir kapıya yönelen istekte ise en güzel görünen sonuç bile sana ağır gelir.
Muskada da ölçü aynıdır, içinde ne yazdığına bakılır. Kâğıdın kendisi korumaz, koruyan Allah'tır; nesneye güç yüklendiği anda aynı sınır aşılmış olur. Bunu muska nedir, caiz mi yazısında ayrıca açtım.
Falcıya Bir Şey Sormak Neden Bu Kadar Ağır?
Bu satırları okuyanların bir kısmı, bir hocaya yazmadan önce bir falcıya, bir “bakıcıya” uğramış oluyor. Kahve fincanı, kurşun, iskambil. Masum bir merak gibi görünüyor. Hangi kapının helâl, hangisinin haram olduğunu hocaya gitmek günah mı sorusu üzerinden ayrıca açtım.
Müslim'deki hadis bu konuda açıktır: bir falcıya gidip ona bir şey soranın kırk gece namazı kabul olunmaz. Dikkat et, hadis inanmayı bile şart koşmuyor, sormayı yeterli sayıyor. Namaz yine kılınır, borç üzerinden düşmez; kaybedilen onun sevabıdır. Söylediğine inanıp tasdik etmek ise başka rivayetlerde çok daha ağır bir dille anılır.
Sana bir şey sorayım. Bir derdin için seçtiğin kapı kırk gecelik namazını boşa çıkarabiliyorsa, o kapıdan gelecek “çözüm” senin hangi derdini çözer? Bir yükü kaldırmaya giderken sırtına ikincisini almış olursun.
Burada ince bir çizgi var ve çoğu insan onu kaçırıyor. Fal her zaman fincanla gelmez. Tesbih çekip “yakında evleneceksin” diyen, kitap açıp “gelecek ay işin açılır” diyen de gelecekten haber veriyordur. Neml Sûresi'nin 65. âyeti gaybı göklerde ve yerde Allah'tan başka kimsenin bilmediğini söyler. Kıyafeti ne olursa olsun, gaybdan haber veren kişinin yaptığı iş falın ta kendisidir.
Bu yüzden benim bakımım fal değildir. Gelecekten haber vermem, “bunu şu kişi yaptı” diye isim söylemem. Adını ve annenin adını alırım, üzerinde ne olduğuna bakarım, bulunanı açıkça söylerim. Bir şey yoksa “yok” derim. Üzerinde gerçekten büyü olup olmadığı sorusunun cevabı da falda değil, bakımda çıkar.
Sana Teklif Edilen Yardımın Hangi Tarafta Olduğu İsteklerinden Belli Olur
Aradaki farkı görmek için ilim sahibi olman gerekmiyor. Kimin ne dediğine değil, senden ne istendiğine bakman yeter. Şunlardan biri varsa orada dur:
- Bir mezarın fotoğrafı ya da mezardan toprak isteniyorsa.
- Sana okuyamadığın, anlamı söylenmeyen yazılar veriliyorsa.
- Hayvan kanı ya da kurban isteniyorsa. Kurban yalnızca Allah'a kesilir.
- “Kesin çözerim” diye garanti veriliyorsa.
- Ücret her görüşmede biraz daha büyüyorsa ve “ödemezsen geri döner” korkusuyla yeni para isteniyorsa. Bu düzen insanın en çaresiz anına kurulur. Çoğu kişi de neyin içinde olduğunu ancak üçüncü ya da dördüncü ödemeden sonra fark eder.
Bu ölçülerin tamamı ana sayfadaki gerçek hoca nasıl anlaşılır bölümünde duruyor; aynı başlıklı yazıda da tek tek açtım. İşin doğru sırasını merak ediyorsan büyünün nasıl bozulduğunu okuyabilirsin.
Kendi başına yapabileceğin şey okumaktır ve onu hiç bırakma. Âyetel Kürsî ile Felak ve Nâs sûreleri günlük kalkandır; Âyetel Kürsî'nin büyüye karşı yerini ayrı yazdım. Okumak bakımın yerine geçmez, onun yanında yürür. Süren bir fiziksel şikâyetin varsa önce doktoruna görün ve tedavini sürdür.
Peki daha önce yanlış bir kapıya gitmişsen? Bu yazıyı okuyanların arasında bunu içinden geçirenler olduğunu biliyorum. Bilmeden gittiysen, ya da çaresizlikten gittiysen, tevbe kapısı açıktır. Zümer Sûresi'nin 53. âyeti Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesini emreder. Geçmişte girilen yol, bugün doğru yola dönmene engel değildir. Gidilen yerde neler yapıldığını bakımda açıkça konuşuruz.
Bizim tarafımız açık: büyü bozarız, büyü yapmayız. Yalnızca Kur'an ve dua ile çalışırım. Tek bir ücret vardır, ilk görüşmede net söylenir, sonradan artmaz.
Hedeflenen yer, evinde huzurla oturduğun ve namazını içine bir ağırlık çökmeden kıldığın günlerdir. Oraya giden yolun helâl olması, vicdanının da o yolda rahat etmesi demektir. Netice Allah'tandır.
Seni bekleten bu soruysa, cevabı artık elinde. Yaz, birlikte bakalım.